Türk demokrasi tarihinin kara lekesi 27 Mayıs 1960 askeri darbesini meşrulaştırmak isteyen cuntacılar, film, hatıra pulu, ilk gün zarfı, plak ve sigara gibi propaganda ürünlerini kullandı. Cumhuriyet tarihinin ilk hatıra parası "27 Mayıs Hatıra Parası" adıyla basıldı, "27 Mayıs İnkılabı" adıyla pullar çıkarıldı, 27 Mayıs sigarası, 27 Mayıs plakları ve hatta "27 Mayıs" yazılı nikel alyanslar başta olmak üzere mümkün olan her türlü araçtan yararlanıldı.

Cunta, dağınık propaganda faaliyetlerinin bir düzen içinde devam etmesi için "M.B.K. 27 Mayıs İnkılabını Yayma ve Tanıtma Komisyonu"nu kurdu.

Türk demokrasi tarihinin kara lekesi 27 Mayıs 1960 askeri darbesini meşrulaştırmak isteyen cuntacılar, film, hatıra pulu, ilk gün zarfı, plak ve sigara gibi propaganda ürünlerini kullandı. Cumhuriyet tarihinin ilk hatıra parası "27 Mayıs Hatıra Parası" adıyla basıldı, "27 Mayıs İnkılabı" adıyla pullar çıkarıldı, 27 Mayıs sigarası, 27 Mayıs plakları ve hatta "27 Mayıs" yazılı nikel alyanslar başta olmak üzere mümkün olan her türlü araçtan yararlanıldı. Cunta, dağınık propaganda faaliyetlerinin bir düzen içinde devam etmesi için "M.B.K. 27 Mayıs İnkılabını Yayma ve Tanıtma Komisyonu"nu kurdu.

27 Mayıs Darbesini Anlamak ve Anmak

Ancak şu da bir vaka ki bir kere darbe musibeti yaşayan ülkeler bu musibetten kolay kolay kurtulamıyor. Darbeler sivil siyasi kurumların yerleşmesini, siyasetin normal seyretmesini engelliyor ve bu yönüyle kendisinden sonra gelecek darbelerin de önünü açıyor, kronik bir probleme dönüşüyor.

Neden bazı ülkelerin darbe yaşayıp bazılarının bu belayı hiç tecrübe etmediği siyaset biliminin önemli sorulardan biridir. Bu konuda çalışılan önemli vakalardan biri Hindistan’dır. Bizim cumhuriyetimizden daha sonra kurulmuş, dolayısıyla kurumsallaşma için gerekli unsurlardan biri olan zamana yeteri kadar sahip olamamış bir ülkeydi Hindistan. Yoksulluk içinde bir halk, modernleşme ve şehirlere göçle hızlanan toplumsal hareketlilik, iç kargaşa hatta pogromlar, siyasi suikastlar, komşu ülkelerle sınır anlaşmazlıkları, kazandığı ve kaybettiği savaşlar, darbelerle boğuşan bir coğrafyada yaşamak derken aslında Hindistan darbeye zemin hazırlayabilecek tüm koşullara sahipti. Ne var ki bu koşullara rağmen kurulduğu 1947 yılından bugüne kadar bir darbe yaşamadı.

Örnekler çoğaltılabilir ama bildiğimiz şu ki, neden bazı ülkelerin darbelerle tanıştığına dair genel geçer bir cevap bulmak zor. Ancak şu da bir vaka ki bir kere darbe musibeti yaşayan ülkeler bu musibetten kolay kolay kurtulamıyor. Darbeler sivil siyasi kurumların yerleşmesini, siyasetin normal seyretmesini engelliyor ve bu yönüyle kendisinden sonra gelecek darbelerin de önünü açıyor, kronik bir probleme dönüşüyor.

Türkiye için bu utanç sayfasını 27 Mayıs 1960 darbesi açtı. 1960 darbesi bu yönüyle Türkiye’nin darbeler tarihinin ilk sayfasıdır. O darbeyi gerçekleştiren subaylar bu suçu işlemeselerdi belki yıllar içerisinde devamındaki darbeleri de yaşamayacak, yakın geçmişte ancak yıkılabilen vesayet rejimi ülkeyi onlarca yıl esir almayacaktı. Ancak takriben her 10 yılda bir bu işe kalkışan darbeci askerler önlerindeki 1960 darbesi tecrübesini bir başarı hikayesi olarak görerek, ondan kuvvet alarak yeni darbelere teşebbüs ettiler. 1971’de başbakan tehdit edilerek görevden el çektirildi, asker zorlamasıyla teknokratik hükümetler kurduruldu, 1980’de meclisin kapısına kilit vuruldu, 1997’de üniversitesine girmek isteyen vatandaşın örtüsünü başından çekerek çıkaracak kadar küstahlaşıldı.

Darbecilerin bu son “başarılı” darbesi de ordunun güdümündeki yüksek yargı, YÖK, hatta ana akım medya koordinasyonunda gerçekleştirilen 1997’deki 28 Şubat darbesi oldu. Sonraki dönemde sivil siyaset 2007 e-muhtırasına direndi, 2016’da ise Cumhurbaşkanı’ndan sokaktaki vatandaşına kadar kenetlenerek bir darbeyi daha püskürttü. Ancak ordumuza yerleşen kimi çete ve cuntaların farklı gerekçelerle –kimi için bu gerekçe seçimle iktidara gelemeyen CHP’yi iktidara getirmek, kimi için sosyalist devrim yapmak, kimi içinse FETÖ üzerinden Türkiye’yi tekrar bir piyon devlet haline getirmekti- denemeye devam ettiler.

Bugün itibarıyla ortada ne vesayet rejimi ne de ordu içine çöreklenmiş cunta hücreleri kaldı. Ne var ki hala 27 Mayıs’ı özlemle anmaya cüret edenler çıkabiliyor. Nitekim Cumhuriyet gazetesi yazarlarından biri 27 Mayıs’ın 60. yıldönümünde “27 Mayıs 1960, getirdiği ilerici ve demokratik anayasa ile gerçek bir toplumsal değişimi ve dönüşümü simgeler” yazabildi. Yazara göre 27 Mayıs “rayından çıkan demokratik sistemi yeniden doğru yola getirmek” için yapılmıştı. Yine aynı ideolojik kulvarda yayın yapan bir medya kuruluşunda ise bir spiker 27 Mayıs’ı anarken Menderes’e “bebek katili” diyebildi. Bilindiği üzere 27 Mayıs darbecileri Menderes ve Demokrat Parti’yi toplum nezdinde aşağılamak için Menderes’in insanları kıyma makinelerinden geçirdiği, bebek öldürdüğü gibi iftiralar atmıştı. Görülüyor ki aynı iftiralar 60 yıl sonra bile tedavüle sokulabilmekte.

Tabi 27 Mayıs darbesini hala savunabilmek sivil bir Türkiye’de artık daha zor. Bu sebeple her gün çiçek böcek günlerini anmaktan geri durmayan, haritada bulamayacağınız ülkelerin bile önemli günlerini anabilen pek çok siyasi 27 Mayıs’ın yıl dönümünde sessiz kalmayı tercih etti.

Lakin zihnini darbe özleminden arındıramamış olanların tercih ettiği bir üçüncü yol daha var. Doğrudan 27 Mayıs darbesini övmek yahut o güne mahsus sessizliğe gömülmek dışındaki bu üçüncü yolu “darbeyi kınar gibi yapmak” şeklinde adlandırabiliriz. Darbeyi kınıyormuş gibi yapan bu siyasiler ise hemen ardından ama Menderes de az değildi ekini iliştirerek darbenin hak edilmiş bir ceza olduğunu ima etmekten geri kalmıyorlar. Hatta bunu Menderes’le sınırlı tutmayıp, bugüne selam gönderenler de olmakta. Bu “27 Mayıs tatsızlığını kınama” mesajlarına göre bugünün iktidarı Menderes’in hatalarını tekrar etmemeliymiş. Bu kesimler istedikleri kadar 27 Mayıs’ı özlemle ansınlar yahut hala abanın altından sopa göstermeye kalksınlar, o abanın altında bir sopa yok artık, o sopa 15 Temmuz’da darbecilerin başında kırıldı. Ama bu gerçek söz konusu durumu önemsiz kılmıyor.

27 Mayıs’ı özlemle anmak, o güne mahsus sessizliğe gömülmek ve bir üçüncü yol olarak 27 Mayıs’ı kınıyormuş gibi yapıp o kınama mesajından bile Menderes ve Erdoğan eleştirisi çıkarmak artık belirli siyasi çevrelerde bir 27 Mayıs ritüeli oldu. Bu çevrelerin başında da CHP geliyor. 27 Mayıs darbesine destek olan, darbe sonrasında aslında normal bir seçimle kavuşamayacağı iktidara kavuşan, 27 Mayıs darbesinin resmi bayram olarak kutlanması için kanun teklifi veren, bu bayramın kutlanmasında 20 yıl boyunca başı çeken CHP olmuştu. Dahası CHP 27 Mayıs günü Menderes’i tutuklayan, 1971 yılında artık bir general olarak kendi darbesini yapan Muhsin Batur’u 9 yıl sonra 1980 yılında cumhurbaşkanı adayı göstermişti. Bu haliyle yakın geçmişte ancak yıkılabilen askeri vesayet rejiminin meclisteki uzantısı gibi hareket eden CHP’nin 27 Mayıs darbesini en sert şekilde kınama sorumluluğu vardır.

Böyle bir sorumluluğu MHP henüz Alparslan Türkeş hayattayken hissetmiş ve Türkeş darbe sürecinde bir asker olarak yaptığı hatayı darbeden sonra önce Menderes’in idamına mani olmak için çabalayarak, sonrasındaysa vefatına kadar darbecilerin karşısında, Menderes’in mirasını devralan muhafazakar-sağ blok içinde kalarak telafi etmeye çalışmıştı. Nitekim bugün de MHP 27 Mayıs darbesini tehditkar alt metinlerle süslü, amalı fakatlı şerhlerle değil, doğrudan kınayabilmekte. CHP de kendisine yakın medya organlarından parti teşkilatına kadar bir bütün halinde aynı netlikte darbeye hayır diyebilmeli, 27 Mayıs’ın özeleştirisini verebilmeli.

Kimileri darbeci geçmişle hesaplaşmayı gereksiz görebilir. 21. yüzyılda hala darbe konuşmanın ne gereği var diye sorabilir. Ama unutmayalım, henüz üç buçuk yıl önce tecrübe ettiğimiz son darbe kalkışmasında camlarına balkonlarına koşarak darbecilere alkış tutanlar hala aramızdalar. Darbe sevicilik tedavisi zor bir hastalıktır ve gerek darbede sorumluluğu olan siyasi partilerdeki gerekse kimi toplumsal kesimlerdeki etkisini kırmak için üzerine inatla ve ısrarla gitmek gerekir.

[Sabah, 30 Mayıs 2020]

Etiketler: