Üniversite Öğrencileri Restorasyon Çalışmalarında

Genç İşsizliğine Eğitim İstihdam İlişkisi Penceresinden Bakış

Eğitim istihdam ilişkisini güçlendirme noktasında ana noktaları gözden geçirmek faydalı olur. İlk önce meslek liseleri ve yüksek okullarının eğitim programları meslek becerileri kazandıracak şeklide istihdam odaklı olarak gözden geçirilmelidir. Derslerin uygulamalı ve etkinlik ağırlıklı olarak yapılabilmesi önemli olmakla beraber en temel sorun ders türlerinin çok fazla oluşudur.

TÜİK’in açıkladığı 2017 yılı Ağustos verilerine göre, 15-24 yaş arasında işsizlik oranının yüzde 20,6 olması Türkiye’nin önemli sorunlarından bir tanesi olarak genç işsizliğini öne çıkartmaktadır. Türkiye’de 2016-2017 yılında Meslek Yüksek Okulu öğrenci sayısı 2.555.926, Meslek lisesi öğrenci sayısı ise 2.068.212’dir. Meslek lisesi ve meslek yüksek okulundaki toplam öğrenci sayısı 4.624.138’dir. Yaklaşık 5 milyonluk bir nüfus söz konusudur. Bu sayı gençlerin yaklaşık yüzde 35’ini karşılamaktadır. 2017-2018 öğretim yılında ise yaklaşık 255.000 Meslek Yüksek okulu kontenjanını öğrenciler seçmedikleri için boş kalmıştır. Bu ise Meslek Yüksek okullarının kalitesine ve beklentileri karşılamasına işaret eder. Tüm bu rakamların gösterdiği en önemli sonuç, eğitim-istihdam ilişkisinin zayıflığıdır. Nitekim işverenler veya kurumlar sıklıkla lise, meslek yüksek okulu ve üniversitede alınan eğitimle iş piyasasında ihtiyaç duyulan beceri ve yetkinliklerin örtüşmediğini belirtmektedirler.

Eğitim istihdam ilişkisini güçlendirme noktasında ana noktaları gözden geçirmek faydalı olur. İlk önce meslek liseleri ve yüksek okullarının eğitim programları meslek becerileri kazandıracak şeklide istihdam odaklı olarak gözden geçirilmelidir. Derslerin uygulamalı ve etkinlik ağırlıklı olarak yapılabilmesi önemli olmakla beraber en temel sorun ders türlerinin çok fazla oluşudur. İlk üç senesinde meslek lisesinde en az 15 tür ders verilmektedir.. Halbuki ders türünün, yani teorik bilgi yükünün aşırı fazlalığı ile beceri kazanım arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Bu noktada ders programlarının belirlenmesinde mesleğin güncel taleplerini dile getiren işverenlerin ve meslek odalarının bulunması sıhhatli kararların oluşmasına katkıda bulunur. Ancak bunun yerine, ders programlarının belirlenmesinde ideolojik tartışmalar öne çıkmaktadır ve sonuç olarak bu tartışmalar öğrenciyi meslek hayatında başarıya ulaştıracak becerileri gölgede bırakmaktadır.

İkinci nokta meslek liseleri ve yüksek okullarında öğrencinin meslekle tanışmasını, işe başlamasını ve becerilerini geliştirmesini sağlayacak yeni modeller yaygınlaştırılmalıdır. Öğrenci 4 yıllık eğitiminin 6 veya 7 dönemini okulda alırken 1 veya 2 dönemini de işyerinde uygulamalı olarak eğitim alabileceği modeller beceri kazandırmada daha faydalı olur. İşyerinde uygulamalı eğitimler aynı zamanda yönetici, öğretmen ve işverenle olumlu bir etkileşim ortaya çıkarmaktadır. Bu etkileşim sonucu okul yöneticileri daha sıhhatli hedefler koyup nitelikli kararlar alabilmektedir. Öğretmenler ise ders içeriğini belirlemede sahanın taleplerini çok daha yakından gözlemleyebilmektedir. Böylece program, ders içeriği ve benzeri birçok sorun kendiliğinden çözülebilmektedir. İşverenler ise öğrenci tam zamanlı işyerinde olduğu ve çalışma programı yapabildiği için bu modele destek vermektedirler. Yeni eğitim modelleri önerisi olarak, Meslek lisesi ve Yüksek Okullarda 3+1 (3 yıl teorik, 1 yıl uygulamalı), 7+1, 6+2, 4+4 veya 2+2 gibi yeni arayışlara girilmelidir. Pilot uygulamalarla etkisi ve verimliliği ölçülerek, yerel ve bölgesel çözümlere ulaşılabilir. İşyerinde uygulamalı eğitim seçeneklerini arttırmak için web tabanlı ve yüz yüze eğitim modellerinin karışım halinde kullanıldığı modeller de kullanılabilir. Öğrenci işyerinde uygulamada iken akşam veya hafta sonları bazı teorik dersleri internet aracılığıyla alabilir.

Eğitim modellerinde uygulamalı eğitimin ağırlık kazanabilmesi için, öğrenciye ödenecek ücret konusunda da sürecin tüm aktörleri sorumluluk almalıdır. Bu noktada İŞKUR, işyerindeki uygulamalı eğitimlerde 6764 sayılı kanun çerçevesinde örgün eğitim öğrencilerine asgari ücretin net tutarının bir kısmını ödemektedir. İşveren 20 ve üzerinde personel çalıştırıyorsa asgari ücretin üçte birini; 20’den az personel çalıştırıyorsa üçte ikisini ödemektedir. Ayrıca öğrenciler 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun iş kazaları ve meslek hastalıkları ile hastalık sigorta imkanlarından istifade edebilmektedir. Ayrıca 2011 senesinde çıkan 6111 nolu kanun, Mesleki ve Teknik eğitim yapan yüksek öğretim kurumları 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu kapsamına almıştır. Yüksek eğitim düzeyinde bu uygulamayı Sakarya Üniversitesi Teknoloji Fakültesi ve meslek yüksek okulları ile TOBB Üniversitesi farklı versiyonlar kullanarak hayata geçirmiştir. Öğrenciler öğretim sürelerinde 1 ile 3 dönem arası işyerinde uygulamalı eğitim almaktadırlar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verileri kullanılarak Sakarya Üniversitesi ve TOBB Üniversitesi’nin uygulamalarının etkinliği ölçülebilir. Uygulamadan faydalanan öğrencilerin iş yerinde istihdam edilme, mezuniyet sonrası iş bulma ve işsiz kalma sürelerinin analiz edilerek çalışan, işveren okul yönetimi açısından uygulama hakkında değerlendirmeler yapılabilir. Bu şekilde, mevcut uygulamaların diğer benzeri okullarla mukayese edilmesi nitelikli politika önerilerine yol açar.

Üçüncü olarak teknolojinin hızlı değişimi ve mesleklerin bundan doğrudan etkilenmesi meslek liselerinin dinamik yönetimini çok daha önemli hale getirmektedir. Değişimi takip ederek ders içeriklerinin, eğitim materyallerinin, modellerinin ve programlarının yenilenmesi gerekebilmektedir. Aksi halde mesela tekstil, makine veya bilgisayar eğitimi veren programların müfredatı, kullanılan materyal ve makinalar piyasanın çok gerisinde kalabilmektedir. Bundan dolayı meslekte bulunan tüm aktörlerin koordinasyonda bulunduğu yönetim modelleri öne çıkmaktadır. Meslek liselerinin yönetim modellerinde okul müdürü, öğretmenler, odalar, sanayiciler, işverenler ve yerel yönetimlerin yer alması önemlidir. Meslek yüksek okul düzeyinde ise bugünkü modelin etkili işlemediği açıktır. Odalar, sanayiciler, işverenler ve yerel yönetimlerin meslek yüksek okulların yönetimde bulunması bu konuda yeni bir açılım sağlayacaktır. Fakat diğer fakültelerle mukayeseli düşünüldüğünde meslek yüksek okulları üniversite yönetimlerinde ağırlıklı bir öneme sahip değillerdir. Dolayısıyla, Meslek Yüksek okullarına ayrı bir yönetim modeli düşünülmesi daha uygun olur.

Teknolojik gelişmelerle değişim hızının takip edilemez bir hızla artışı bilgi teknolojileri, kodlama, yapay zeka, 3D baskı teknolojileri, bulut yönetimi, robotik, endüstriyel tasarım gibi yeni meslek alanlarını ve girişimciliği stratejik bir alan haline getirmektedir. Gelecekte oluşmakta olan yeni meslekler ve bunların gerektirdiği becerileri zamanında yakalanabilmesi ise önemli olup ayrı bir yazıyı hak etmektedir.

[Fikriyat, 16 Kasım 2017]

Etiketler: