YeniFinansalSistem

Yüksek Gelirli Ekonomi İçin Yeni Finansal Sistem

Türkiye için ekonomik büyümenin 25 çeyrektir dönemde pozitif olmasına rağmen, başlıca soru ekonominin “orta gelir grubunda” ne kadar kalacağı.

Dünya Bankası’nın gelir sınıflamasına göre, “orta gelirli ekonomiler”, kişi başına 4.126-12.735 dolar düşen ülkeleri gösteriyor. Bu sınıflandırma, hem alt orta gelir grubunu hem de üst orta gelir grubunu kapsıyor. Kişi başı geliri 12.736 doları aşan ekonomiler ise, “yüksek gelirli ekonomiler” olarak adlandırılıyor.

Bu sınıflandırmada en kritik nokta, orta gelirden üst gelir grubuna geçme eşiği. Çünkü ülkeler, sahip olduğu koşullar, yapısal problemler, siyasi ve ekonomik istikrarsızlık gibi nedenlerle orta gelir grubunda beklenenden daha uzun kalabiliyorlar, yüksek gelirli ekonomilergrubuna geçemiyorlar. Bu durumun terimsel karşılığı ise “orta gelir tuzağı”.

Türkiye ise, son yıllarda artan GSYH sayesinde, kısa sürede 2002 yılında bulunduğu gelir kategorisini geride bıraktı. 2002’de “alt orta gelirde” yer alırken, 2003 yılında kişi başı geliri 4.555 dolara yükselterek “üst orta gelir” grubuna çıktı.

Türkiye için ekonomik büyümenin 25 çeyrektir dönemde pozitif olmasına rağmen, başlıca soru ekonominin “orta gelir grubunda” ne kadar kalacağı.

Dünya Bankası’nın orta gelir tuzağını ele aldığı bir makalede, 1960’dan 2008 yılın kadarki dönemde 101 orta gelirli ülkeden sadece 13’ü”yüksek gelir grubuna” dâhil olabilmiştir. Makalede Türkiye’yle ilgili ise, Türkiye’nin orta gelir grubunda kalmasının sebebi olarak yüksek büyüme oranlarını yakalayamamış olması gösterilmiştir.

Bu durunda, Türkiye ekonomisinin yüksek gelirli ekonomiler arasına girebilmesi için tek çıkar yol, yüksek büyüme oranlarına ulaşabilmek. Bunun için de başta enerji faturasının düşürülmesi, Ar-Ge yatırımlarının erkinliği göz önünde bulundurularak artırılması, faizlerin düşmesi için yapılacak uygulamalar elzem.

Ancak tüm bunların yanı sıra, bir de finansal sistemle ilgili ciddi anlamda reform ihtiyacı var.

YENİ FİNANSAL SİSTEMİN GEREKLİLİĞİ

Türkiye siyasetinde sistem tartışmalarının hız kazandığı bu dönemde,yatırımcı açısından belirsizliklerin ortadan kaldırılması ve üretimin artırılması konusunda finansal sistemde reform beklentisi var.

Finansal sistemden bahsederken, sistemin başlıca aktörleri olarak Borsa, BDDK, TMSF ve bankalardan söz ediyoruz. Bir de geçmiş dönemlerde yüksek faiz politikasıyla öne çıkan Merkez Bankası. Ancak yeni dönemde Merkez Bankası kararlarının geçmiş dönemlerden farklı olarak piyasa beklentileri yönünde senkronize edildiği görülüyor. Faiz indirim kararı, bunlardan birisi.

Yalnız, Merkez Bankası’nın faizleri indirmesinin piyasada etkisini artırması ve bu sürecin ekonomiye olumlu yansıyarak sürdürülebilir olması için üzerinde durulması gereken asıl konulardan birisi, mevcut bankacılık sistemi.

Bankacılık sistemi reel sektöre ne kadar yakın? Yani bankacılık sistemindeki uygulamalar, ülke için belirlenen uzun vadedeki hedeflere ne kadar katkıda bulunuyor? Bu bankacılık sistemi ile yüksek gelirli ekonomiler arasına girebilir miyiz?

Bu soruların cevabı, kişi başı gelirin son yıllarda neden 9.000-11.000arasına sıkışmış olduğunu da açıklayacaktır.

YATIRIM BANKACILIĞININ GEREKLİLİĞİ

Bilindiği üzere, bankacılık sektörünün yüzde 90’dan fazlası mevduat bankacılığı iken, üretim için yani reel sektör için uygun ve uzun vadeli kaynak aktarması beklenen kalkınma ve yatırım bankacılığının oranı ise yalnızca yüzde 4.

Bu durumda, üretim için gereken uzun vadeli kaynağı sağlayamayan bankacılık sistemi, “orta gelir grubundan çıkmayı” değil, “orta gelir grubunda kalmayı” destekliyor maalesef.

Yatırım bankaları, mevcut kaynaklar ile ağırlıklı olarak enerji ve inşaat sektörlerini finanse ediyor. Ancak, enerji ve inşaat sektöründen vazgeçilmeden, yüksek katma değerli üretimin de desteklenmesi”yüksek gelir grubuna” girmeyi kolaylaştıracaktır.

Diğer yandan, son dönemlerde gündemde olan bireysel emeklilik ve işsizlik fonları gibi yeni kaynaklar, uzun dönemli yatırımlar için etkili araçlar olabilir, ancak bu fonların yönetimi, nerelerde kullanılacağı ve geleceği konusunda da iyi karar vermek gerekecek.

Tüm bunlar, ekonomide başlayan dönüşüm sürecinin ivme kazanarak hızlanmasına ve ekonomide ulaşılmak istenen hedeflere finansal sistemin katkısını artıracaktır.

[Yeni Şafak, 12 Mayıs 2016]

Etiketler: