15 Mart 2019 Yeni Zelanda Christchurch Terör Saldırısı

Yeni Zelanda Saldırısı ve Dünyanın Gidişatı

Geçen Cuma, 15 Mart günü Yeni Zelanda'nın Christchurch kentinde iki camiye Cuma namazı sırasında silahlı saldırıda bulunuldu ve 50 Müslüman kardeşimiz hayatını kaybetti. 40'a yakın Müslüman da yaralandı. Ölenlere başsağlığı diler yaralılara Rabbimden acil şifalar dilerim.

Geçen Cuma, 15 Mart günü Yeni Zelanda’nın Christchurch kentinde iki camiye Cuma namazı sırasında silahlı saldırıda bulunuldu ve 50 Müslüman kardeşimiz hayatını kaybetti. 40’a yakın Müslüman da yaralandı. Ölenlere başsağlığı diler yaralılara Rabbimden acil şifalar dilerim.

Dünyanın geçirmekte olduğu siyasal ve ekonomik rekabet birçok değişimi ve dönüşümü tetiklemektedir. Rekabet çoğunlukla Batı bloğu ülkeleri arasında yaşanmaktadır. Özellikle Trump liderliğinde tartışılmaz askeri lider ve dev olan ABD, ekonomik yönden Avrupa ülkelerini özellikle Almanya ve Fransa’yı baskılamaktadır. Diğer taraftan ise küresel liderliğini kaybetmemek için Çin, Rusya ve ileri gelen diğer ülkelerle kıyasıya mücadele etmektedir.

ABD liderliğindeki Batı bloğu, dünyada göreli bir adalet ve barışı sağlayamadıkça; tersine zulüm ve savaşlar arttıkça; acıyı, açlığı ve savaşı yaşayan ülkelerin halkları, Afganistan, Suriye ve Irak örneklerinde olduğu gibi güven ve istikrar içinde gördükleri; Türkiye, Almanya, İngiltere, Fransa, Kanada, Yeni Zelenda, Avustralya gibi ülkelere göç etmektedir. Göç artık küresel bir olgudur. Göreli adil ve savaşların daha az olduğu bir dünya kurulmadan göçlerin azalması imkânsızdır.

Sömürge döneminden beri devam eden göçler sonucu Avrupa’nın büyükşehirlerinde Müslümanların nüfusu artmıştır (Sömürge döneminde bu göçmenler zorla ülkelerinden, topraklarından koparılmıştır. Sanayileşme döneminde ise işçi sınıfına ihtiyaç duyan Avrupa kapılarını göçmenlere ardına kadar açmıştır.). Yapay zeka, robot ve bilgi teknolojilerinin kullanımı ise üretimde çalışan sayısına olan ihtiyacı azaltmaktadır. Bu ise bazı Batılı beyaz Hristiyanlar üzerinde endişe, kaygı ve korkuya neden olmaktadır. “İşsizlik, Hristiyan kültürünün yok olacağı, Avrupa’da nüfus bakımından diğer milletlerin sayıca daha fazla olacağı, Batı değerlerinin ve dünya görüşünün erimekte olduğu” bunlardan bazılarıdır. Bunlar Batı düşünce, kültür ve medeniyetinin biricik ve en üst nokta olduğu mitinden beslenmektedir.

Tüm bu kaygı, endişe ve korkular altında, göçmen ve Müslüman karşıtlığı artık Avrupa’daki seçimlerin ana malzemesi olmuştur. Bu hususta etkili liderlik gösteremeyen ana akım siyasi partilerin Batılı liderleri zehirli meyve ağaçlarını kendi elleriyle Avrupa topraklarına ve tüm dünyaya ekmektedirler. Aşırı milliyetçi radikal partiler etkinliklerini arttırmakta ve ana akım siyasi partilerin de söylemlerini ipotek altına almaktadır. İletişim araçları üzerinden bu mesajlar tüm dünyaya yayılmaktadır. Yeni Zelenda ülke olarak göçmene çok ihtiyacı olmasına ve göçmen karşıtlığı olmamasına rağmen Batıda ekilen öldürücü ağacın meyveleri Yeni Zelanda’da Müslümanları vurmaktadır.

SALDIRGANIN YAYINLADIĞI MANİFESTONUN ANA VURGULARI

Yeni Zelanda saldırganı Brenton Tarrant sosyal medya hesaplarından terör saldırısı öncesi 74 sayfalık manifesto yayınlamış. Manifestonun ana vurgusu göçmen karşıtlığı ve Müslüman düşmanlığına dayanmaktadır. Tüm dünyada beyaz nüfusun azalması, Avrupa’ya olan göç ve göçmenlerin doğum oranlarının yüksekliği Avrupa ırklarına, halkına, medeniyetine ve kültürüne bir saldırı olarak görülmektedir.

Manifestoda Türklere ait özel bir bölüm ayrılmış ve Türk düşmanlığı yapılmaktadır. En güçlü “eski düşman ülkenin” lideri olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan yok edilmesi gereken önemli bir hedef olarak sunulmaktadır.

Saldırgan beyaz Avrupalının radikalleşmesinin kaçınılmaz olduğunu, Batı toplumlarının “demokratik yanılsama” içinde olduğunu iddia etmektedir. Demokratik çözümlerin etnik değişime engel olamayacağını iddia etmektedir.

Batıda asimilasyonun başarılı olamayacağını, göçmenlerin ölmekte ve çökmekte olan bir kültürü özümsemelerini beklemenin gülünç olacağını iddia etmektedir. Çoğulculuğu Müslümanların ve göçmenlerin yayılmasına hizmet ettiği için eleştirmektedir. Londra belediye Başkanı Sadık Han’ın, İngiltere’deki etnik değişimin somut bir kanıtı olduğunu savunmaktadır.

Ona göre güç, savaş, kavga iktidara ve gerçek zafere giden tek yoldur. “Şehirleri terk etme, kavgaya ve direnişe gel” diyerek Batılı Beyaz insanı mücadeleye, kavgaya ve savaşa davet etmektedir.

Türklerin Anadolu’da yaşayabilecekleri ama Avrupa yakasında hayat haklarının olmadığını iddia etmektedir. Aksi takdirde tüm cami ve minarelerin yıkılacağı tehdidi savurmaktadır. Ayasofya’nın minarelerden kurtulacağı ve Konstantinapol/İstanbul’un tekrar Hristiyan şehri yapılacağı iddia edilmektedir.

Yeni Zelenda’daki bir saldırının dikkat çekeceği için burayı tercih ettiğini bildirmektedir. Kendi saldırısını Avrupa halklarının varlığının devam davası olarak sunmaktadır. Bu mücadelenin 1300 yıldır devam ettiğini bildirmektedir.

ABD’nin Balkanlarda Müslüman Boşnakları ve Makedonları korumasını ve Angela Merkel’i pasif kalmakla eleştirmektedir. Fransa’daki göstericileri ise işgalciler olarak nitelemektedir.

***

YENİ ZELENDA HALKININ SALDIRI SONRASI TAVRI

Yeni Zelanda hükümetinin ve halkının olay sonrası, saldırıyı şiddetle kınamaları, açıkça üzüntülerini bildirip bunu içten paylaşmaları, dayanışma çalışmaları, Müslümanların yanında yer almalarının dikkatle kayda girmesi gerekir. Batıda yaygın bir Müslüman karşıtlığı ve düşmanlığı olduğu doğrudur. Fakat “Batının” tek ve bir olduğunu düşünmek de oldukça yanıltıcıdır.

15 Mart Christchurch vakası, muazzam dramatik ve travmatik etkisi ile tüm dünyanın tepkisini toplamaya devam ediyor/edecek. Yeniden vurgulamak gerekirse, bu olayın İslam, Türk ve göçmen düşmanlığının bir yansıması olduğu da tartışmasızdır. Bunun yanında Batı ülkelerinin konuya ilişkin sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel çalışmaları yapması oldukça elzemdir. Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Andern’in ilk açıklamasında samimi ve inanca saygılı olması değerlidir fakat konuşmaları arasında “silah yasasına” işaret etmiştir. Bu yasa yaşanan olayın yalnızca bir boyutudur. Bunun yanında felsefi kabuller, diğer medeniyelerin kültürlerin değerli ve saygıya layık olduğu kabulünün yaygınlaşması, Müslüman ve göçmen düşmanlığının bir seçim malzemesi olmaktan çıkarılması, okullarda verilen eğitimin içeriği ve eğitim hakkı, kamusal alanın paylaşımı, ekonomik roller, sosyal imkanlar vb. gibi boyutlar da olayın etkileyicileri arasında bulunmaktadır. Tüm boyutlar ulusal çapta politikalar ile nitelikli ve kapsayıcı şekilde ele alınabilir.

Bu nedenle Batı, ileride benzer bir acıyla karşılaşmak istemiyorsa olaya çok boyutlu bakmalı ve sorunla ilgili etkili politikalar geliştirmelidir.

Yeni olanın farkına varıp yeni analizlere ve çözümlere ihtiyaç vardır.

[Fikriyat, 20 Mart 2019]

Etiketler: