Veysel Kurt

Araştırmacı, Strateji Araştırmaları, İstanbul
Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden 2006 yılında mezun oldu. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda başladığı yüksek lisansını 2009 yılında tamamladı. Doktora çalışmasını İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda tamamlamıştır. Ortadoğu’da otoriteryenizm, demokratikleşme, asker-sivil ilişkileri konularında çalışan Kurt’un, siyaset bilimi alanında yayınlanmış makaleleri ve yorumları bulunmaktadır.

Direktörlük

  • Ordu ile siyasi iktidar arasında tarihsel bağlamda oluşan ilişkiler, bir yol ayrımında ordunun nasıl hareket edeceğine dair önemli ipuçları sunar.
  • Ordular kitlesel mobilizasyonlar karşısında nasıl bir tavır alır? Kitleleri hangi şartlar altında bastırma yoluna giderler? Bu sorular 2010 yılı sonunda Arap isyanlarının başladığı süreçte gündeme geldi. Fakat esasında daha önce yaşanan devrimsel süreçlerde de ordular kitleler ya da iktidar lehine önemli rol oynamıştır. Hem bölgedeki son beş yıllık dönem hem de Cezayir’in kendi tecrübesi, tarihin tekerrür etmemesi gerektiği gerçeğini dayatıyor. Bu zorlu sürecin kitlesel beklentileri karşılayacak şekilde barışçıl bir şekilde yönetilmesi hem Sudan ve Cezayir hem de bütün bir bölge için yeni bir başlangıç potansiyeli taşımaktadır.
  • Cezayir ve Sudan'da yeniden hareketlenen sokaklar, Arap Baharı'nın ikinci dalgası olarak nitelendirilmeye başlandı.
  • Ayaklanmaların şiddet içermemesi ordunun müdahale etmemesi için gerekli ancak yeterli şart değildir. O halde akla gelen soru şudur: Ordular kitlesel mobilizasyonlar karşısında nasıl bir tavır alırlar?
  • Sudan'da Ömer El Beşir'e karşı bir birkaç gündür ayak seslerini duyduğumuz askeri darbe gerçekleşti. Yaklaşık dört aydır süren halk protestolarının nereye evrileceği tartışılırken ordu kışlasından çıktı ve 1989'dan beri iktidarda olan Ömer El Beşir'i koltuğundan indirdi.
  • Kitap sunduğu analitik çerçevenin yanı sıra her bir ülkenin ulusal güvenlik tanımı, neleri tehdit olarak gördüğü ve bu tehditlerle mücadelede öngördüğü araç ve yöntemleri sistemli veri ve bulgularla okuyucuya sunmaktadır.
  • Bu kitap Ortadoğu’da ordu-siyaset ilişkisinin tarihsel bir incelemesini sunmakla yetinmemekte, aynı zamanda bölgenin yakın geleceğine dair bir perspektif de ortaya koymaktadır.
  • Ordu ile siyasi iktidar arasında tarihsel bağlamda oluşan ilişkiler, bir yol ayrımında ordunun nasıl hareket edeceğine dair önemli ipuçları sunar.
  • Ordular kitlesel mobilizasyonlar karşısında nasıl bir tavır alır? Kitleleri hangi şartlar altında bastırma yoluna giderler? Bu sorular 2010 yılı sonunda Arap isyanlarının başladığı süreçte gündeme geldi. Fakat esasında daha önce yaşanan devrimsel süreçlerde de ordular kitleler ya da iktidar lehine önemli rol oynamıştır. Hem bölgedeki son beş yıllık dönem hem de Cezayir’in kendi tecrübesi, tarihin tekerrür etmemesi gerektiği gerçeğini dayatıyor. Bu zorlu sürecin kitlesel beklentileri karşılayacak şekilde barışçıl bir şekilde yönetilmesi hem Sudan ve Cezayir hem de bütün bir bölge için yeni bir başlangıç potansiyeli taşımaktadır.
  • Cezayir ve Sudan'da yeniden hareketlenen sokaklar, Arap Baharı'nın ikinci dalgası olarak nitelendirilmeye başlandı.
  • Ayaklanmaların şiddet içermemesi ordunun müdahale etmemesi için gerekli ancak yeterli şart değildir. O halde akla gelen soru şudur: Ordular kitlesel mobilizasyonlar karşısında nasıl bir tavır alırlar?
  • Sudan'da Ömer El Beşir'e karşı bir birkaç gündür ayak seslerini duyduğumuz askeri darbe gerçekleşti. Yaklaşık dört aydır süren halk protestolarının nereye evrileceği tartışılırken ordu kışlasından çıktı ve 1989'dan beri iktidarda olan Ömer El Beşir'i koltuğundan indirdi.
  • Kitap sunduğu analitik çerçevenin yanı sıra her bir ülkenin ulusal güvenlik tanımı, neleri tehdit olarak gördüğü ve bu tehditlerle mücadelede öngördüğü araç ve yöntemleri sistemli veri ve bulgularla okuyucuya sunmaktadır.
  • Suriye'de 2011'de başlayan ayaklanmalardan günümüze hem Obama yönetimi hem de Trump yönetimi Suriye'de PYD/YPG konusunda Ankara'yı defalarca yanılttı. Bu süreçte ABD yönetimi kendi politikalarından geri adımlar attı veya Ankara'ya verdiği sözleri yerine getirmedi. ABD Suriye politikası olarak 'DEAŞ ile mücadele' bahanesiyle Türkiye'ye düşman terör örgütlerini destekledi. Türkiye'nin Zeytin Dalı Harekâtı sonrası ABD'nin güvenli bölge söylemlerine karşılık Türkiye'nin ikili ilişkilerde güvensizlik sorununu İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Veysel Kurt ve SETA Güvenlik Araştırmaları Direktörü Doç. Dr. Murat Yeşiltaş yorumladı
  • İstanbul'da gerçekleştirilen İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi tarihi bir öneme sahipti. Teşkilatın kurulmasına zemin hazırlayan sebepler ve kendine biçtiği misyon, zirvede açık bir şekilde ortaya çıktı.
  • Putin, Rus Ordusu'na Suriye'den kademeli çekilme emrini verdi.. ABD Yönetimi Ortadoğu'da yeni bir savaş alanı mı açıyor?
  • Soçi zirvesinde alınan kararların çatışmasızlık durumu üzerinde temellendiği görülüyor. Başka bir deyişle, çatışmasızlık artık verili bir durum olarak ele alınıyor.