Kazım Keskin

Araştırmacı, Avrupa Araştırmaları, İstanbul
1993 yılında Galatasaray Lisesini bitiren Keskin, lisans eğitimini Viyana Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde, yüksek lisansını ise aynı fakülte ve bölümde ’’ İnsan Haklarının Uluslararası İlişkilerde Araçsallaştırılması: 2. Körfez Savaşı Örneği’’ konulu teziyle tamamladı. İyi derecede Fransızca ve Almanca bilen Keskin, Avusturya ve Almanya iç siyaseti üzerine çalışmakta olup halen Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde doktora eğitimine devam etmektedir.

Direktörlük

  • Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu dünya çok fazla süremedi. Çin’in ortaya çıkması ile dengeler değişti. Daha sonra Hindistan, Almanya ve Rusya güç kazanmaya başladı. Bir de stratejik konumu nedeniyle Türkiye, önemli hale geldi. Bu gelişmeler dünyanın çok kutuplu, çok katmanlı ve çok taraflı ilişkiler ağına dönüşmesine neden oldu. SETA Avrupa Araştırmaları Direktörü Kazım Keskin ile bu belirsizlikler içindeki AB, Çin ve AB’nin pozisyonlarını konuştuk..
  • Avusturya’da hükümetin yıkılmasına yol açan 'İbiza skandalı' nedir? Video içeriğinde ne var? Operasyonun arkasında kim var? 'İbiza skandal'”nın Avusturya ve Avrupa siyasetindeki yansımaları nelerdir? Erken seçimlere giden Avusturya siyasetinde bir değişim beklenebilir mi?
  • Avusturya Kimlikçiler Hareketi nedir? Avusturya Kimlikçiler Hareketi’nin Yeni Zelanda’daki terör saldırısı ile bağlantısının ortaya çıkmasının Avusturya iç siyasetindeki yansımaları nasıl olmuştur? Batılı Müslümanların geleceği açısından Avusturya Kimlikçiler Hareketi’nin oluşturduğu tehditler nelerdir?
  • İster seküler ister dindar olsun, ister Alevi ister Sünni olsun, ister Türk ister Kürt olsun Batı’da yaşayan Müslüman kökenli her bir birey faşist Batılı zihin kodlamasında düşman kategorisinde değerlendirilmektedir. Bu tespiti güçlendiren yakın tarihimizden bir örnek yine Bosna’da karşımıza çıkmıştır. Hatırlanacağı gibi savaş öncesinde Bosnalı Müslüman halkın İslam’la ilişkisi “kültürel Müslümanlık’’ olarak nitelenebilecek düzeye daha yakın idi. Buna rağmen başta Sırp ve Hırvatlar olmak üzere Batı dünyasının Bosna Müslümanlarına karşı tavrını hepimiz biliyoruz.
  • Avusturya Başbakanı Kurz, anti-siyonizm ile anti-semitizmi bir madalyonun iki yüzü olarak nitelendirerek sadece Yahudileri sahiplenmekle kalmadı, İsrail lobisinin desteğini almak amacıyla İsrail’e de göz kırpmış oldu.
  • Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu dünya çok fazla süremedi. Çin’in ortaya çıkması ile dengeler değişti. Daha sonra Hindistan, Almanya ve Rusya güç kazanmaya başladı. Bir de stratejik konumu nedeniyle Türkiye, önemli hale geldi. Bu gelişmeler dünyanın çok kutuplu, çok katmanlı ve çok taraflı ilişkiler ağına dönüşmesine neden oldu. SETA Avrupa Araştırmaları Direktörü Kazım Keskin ile bu belirsizlikler içindeki AB, Çin ve AB’nin pozisyonlarını konuştuk..
  • Avusturya’da hükümetin yıkılmasına yol açan 'İbiza skandalı' nedir? Video içeriğinde ne var? Operasyonun arkasında kim var? 'İbiza skandal'”nın Avusturya ve Avrupa siyasetindeki yansımaları nelerdir? Erken seçimlere giden Avusturya siyasetinde bir değişim beklenebilir mi?
  • İster seküler ister dindar olsun, ister Alevi ister Sünni olsun, ister Türk ister Kürt olsun Batı’da yaşayan Müslüman kökenli her bir birey faşist Batılı zihin kodlamasında düşman kategorisinde değerlendirilmektedir. Bu tespiti güçlendiren yakın tarihimizden bir örnek yine Bosna’da karşımıza çıkmıştır. Hatırlanacağı gibi savaş öncesinde Bosnalı Müslüman halkın İslam’la ilişkisi “kültürel Müslümanlık’’ olarak nitelenebilecek düzeye daha yakın idi. Buna rağmen başta Sırp ve Hırvatlar olmak üzere Batı dünyasının Bosna Müslümanlarına karşı tavrını hepimiz biliyoruz.
  • Avusturya Başbakanı Kurz, anti-siyonizm ile anti-semitizmi bir madalyonun iki yüzü olarak nitelendirerek sadece Yahudileri sahiplenmekle kalmadı, İsrail lobisinin desteğini almak amacıyla İsrail’e de göz kırpmış oldu.
  • Türklerin Avrupa’da ‘entegrasyon’ uğruna attıkları her adım, küçük bir övgünün ardından çıtanın daha yüksekte olduğu uyarısı ile karşılanıyor. Ama unutmayalım tüm zamanların en ‘entegre’ halkı olan Yahudiler bile sahip oldukları ‘entegrasyon’ seviyesine rağmen kendilerini Nazilerin katliamlarından kurtaramamıştır.