SETA Güvenlik Araştırmacısı Dr. Murat Aslan

SETA Güvenlik Araştırmacısı Dr. Murat Aslan: Türkiye Hemen Yanında Bir Terör Devletçiği İstemiyor

Başkan Erdoğan'ın Kızılcahamam'daki AK Parti İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nda yaptığı konuşmada Fırat'ın doğusuna gerçekleştirilecek askeri harekat için "yarın kadar yakın" değerlendirmesini yapması bir anda gündeki değiştirdi. Artık an meselesi olan Fırat'ın Doğusu'na yönelik operasyonun detaylarını ve olası sonuçlarını Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Güvenlik Araştırmacısı Dr. Murat Aslan'a sorduk.

Başkan Erdoğan’ın Kızılcahamam’daki AK Parti İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda yaptığı konuşmada Fırat’ın doğusuna gerçekleştirilecek askeri harekat için “yarın kadar yakın” değerlendirmesini yapması bir anda gündeki değiştirdi. Artık an meselesi olan Fırat’ın Doğusu’na yönelik operasyonun detaylarını ve olası sonuçlarını Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Güvenlik Araştırmacısı Dr. Murat Aslan’a sorduk.

ABD SÜREKLİ ZAMANA OYNADI

Başkan Erdoğan’ın Cumartesi günü yaptığı açıklamalar harekatın an meselesi olduğunu ortaya koydu. Siz bu açıklamayı nasıl okudunuz?

Türkiye’de, kapalı kapılar ardında yürütülen ‘örtülü’ diplomasiye hiçbir zaman itibar edilmedi. Ayrıca Türkiye, son ana kadar diplomasiyi, diplomasinin tıkandığı anda kendi askerî seçenekleri uygulamayı tercih etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önceki harekâtlara yönelik, özellikle kamuoyu önünde yaptığı konuşmalar, Türkiye’nin diplomatik ve askerî girişimlerine şeffaf bir nitelik kattı. Bu kapsamda Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fırat doğusuna yönelik amaç ve niyetini açıkça ilan etmiştir. ABD’nin zamana oynayan ve PKK/PYD’yi meşrulaştırıp, de facto bir devlet haline getirme hevesi diplomasi ve uzlaşıyı zora sokmuş halde. O halde askerî seçenek en muhtemel seçenek olarak kendini hissettiriyor.

ASKERİ YÖNDEN GÜÇLÜYÜZ

-Operasyon ihtimalinin gündeme gelmesi ile birlikte ABD’de bazı çevrelerden tehdit mesajları geliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Burada bir konuya dikkat çekmek istiyorum. 15 Temmuz kalkışması sonrası, Batı zihniyetinde, TSK’nin güç kaybettiğine yönelik algı halen Türkiye’nin kapasitesinin sorgulamasına yol açmakta. Ancak böyle bir kuşkunun yersiz olduğunu düşünüyorum. Unutulmamalı ki Fırat Kalkanı, 15 Temmuz kalkışmasından sadece bir ay sonra icra edildi. TSK, Afrin’de beklenenden daha etkili oldu ve İdlib konusu hem siyasi hem de askerî yönüyle idare edilebiliyor. Aynı anda Irak’ta, MSB unsurları marifetiyle üç farklı bölgede teröristle mücadele edilirken İçişleri Bakanlığı unsurları yurt içi operasyonları yürütebiliyor. Suriye kuzeydoğusunda uzun sürebilecek bir askerî harekât icra etmek için bir yıldan uzun bir süre boyunca hazırlık yapıldığı dikkate alınırsa kapasite bağlamında bir sorun görünmüyor.

60 BİN KİŞİLİK TERÖRİST GÜÇ VAR

-Diplomasi yolları tükenmiş miydi? Türkiye neden bu adımı atmak zorunda kaldı?

Türkiye’nin ilan edilen üç maksadı malûm: hudut güvenliğinin sağlanması, teröristle mücadele edilmesi, Suriyelilerin yaşadıkları bölgeye geri dönebilmesi için uygun koşulların oluşturulması. Söz konusu maksatlar yanında, Türkiye’nin hedefinin de bilinmesi lazım. Türkiye, kendi yakın coğrafyasında, hudut değişikliği ve topraklanmış bir terörist yapı istemiyor.

Diğer bir ifadeyle, ABD veya herhangi bir güç tarafından, bölge ülkelerini güya diken üstünde tutacak bir ‘terör devletçiği’ kurulmasını engellemek istiyor. Nitekim ABD’nin, PKK/PYD ile bir kısım Arap unsurlara yönelik yürüttüğü ‘eğit-donat’ programı Türkiye’nin haklı kaygısının nedenini tam olarak açıklıyor. Nitekim, ABD’nin daha önce ilan ettiği “hudut güvenliği sağlayacak 60 bin kişilik ‘terörist’ gücün kime karşı hangi hududu koruyacağı” soruları Türkiye’nin askerî operasyonuna meşruiyet sağlıyor.

ABD’NİN DIŞ POLİTİKASINDA KARGAŞA VAR

-ABD’den olası operasyon hakkında gelen ilk tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

ABD’nin ilk tepkileri tedirginliklerine işaret ediyor. Basın toplantılarında gazetecilerin soruları, genel ifadelerle geçiştirildi. ABD’de Başkan Trump’ın kişiliği ile kurumların söylemleri dikkate alındığında, eşgüdümü olmayan bir yaklaşım fark ediliyor. Ayrıca ABD’nin, Suriye sahasında Türkiye ile yaşanan ilişkilerde, Merkez Kuvvetler Komutanlığını bir mazeret olarak sürmesi de ilginç. Demokratik değerlerle övünen ABD’nin askerleri anlaşmazlığın nedeni olarak göstermesi pek alışıldık değil. Nihayetinde sivil yönetim karar verir, asker uygular. Ancak Suriye söz konusu olduğunda, Merkez Kuvvetler Komutanı hem asker hem siyasi olarak beliriyor.

Öte yandan ABD iç siyasetindeki kargaşa, dış politikayı esir almış görünüyor. Dolayısıyla ABD’nin tepkilerinin ‘sağlıklı’ olmadığı bir gerçek. Nihayetinde ABD’nin, DEAŞ’ı yendik ana söylemi sonrası, maşa olarak kullandığı ve komuta ettiği bir terör örgütünü yüz üstü bırakmak istemediği biliniyor. Aksi takdirde başka sorunlarda başka maşalar bulamayabilir.

 

ABD SURİYE’Yİ TÜRKİYE’SİZ ÇÖZEMEZ!

-Fırat’ın doğusuna yönelik operasyon ABD-Türkiye ilişkilerini nasıl etkiler?

Gerginlik doğal olarak tırmanacaktır. Halen dondurulmuş sorunların, Türkiye’nin önüne sürülmesi ilk aşamada en muhtemel seçenek olarak ortaya çıkıyor. CAATSA yaptırımı gibi rafa kaldırılmış tehditler ısıtılabilir. Ancak askerî anlamda bir mukabele beklenmemeli. Nitekim iki müttefikin sıcak çatışmaya girmesi, tüm NATO’yu sarsabilir. Hatta Ortadoğu’nun diğer bölgelerinde, ABD’nin yeni sorunlarla yüzleşmesine neden olabilir. Ayrıca ABD’nin Suriye’de kısıtlı askerî varlığı, Türkiye’nin askerî seçeneği ön plana çıkarması halinde ‘ortak koordinasyon mekanizması’ dahilinde ‘yüzleşmekten’ ziyade, uzlaşmayı zikrediyor. ABD, eninde sonunda, Suriye’de Türkiyesiz ve Türkiye’nin istemediği bir çözümün gerçekçi olmadığını anlamak zorunda.

GÜVENLİ BÖLGE GÜNEYE SARKMALI

-Fırat’ın doğusu son aşama mı?

Türkiye’nin güvenlik anlamında ‘anı’ değil, en az otuz-elli yıllık perspektifi öngörmesi gerekiyor. Fırat doğusunda, Türkiye’nin sınırlarına paralel bir güvenlik şeridi, Türkiye’den ziyade, daha güneyde kurulabilecek de facto terör devletinin güvenliğini sağlar. Bu nedenle, güvenli bölge daha güneye sarkmalıdır. Kaldı ki amaç bir bölgeyi kontrol altına almak değil, terör örgütünün imha edilmesi olmak zorunda. Aksi takdirde tehdit varlığını devam ettirir ve asimetrik yöntemlerle insanımıza zarar vermeye ve maşa olmaya devam edebilir.

TÜRKİYE’SİZ SEÇENEKLER BAŞARISIZ OLUR

-Operasyon sonrasında bölgede dengeler nasıl değişecek?

Fırat doğusunda ve daha güneyde icra edilebilecek askerî harekât için olmazsa olmaz koşul Arap halkın ve kanaat önderlerin tavrıdır. Böyle bir seçenek için Fırat doğusundaki Arap kökenli yapıların, Türkiye ile birlikte hareket etmesi gerekmekte. Nitekim Türkiye’nin Suriye kuzey doğusunda başarılı askerî harekâtı Suriye Demokratik Güçleri denilen yapılanmadan Arapların çekilmesi ile sonuçlanabilir. Böyle bir gelişme, Türkiye’yi rahatlatacaktır. PKK/PYD’nin Fırat doğusunda, Arap aşiretlerin varlığını dikkate almadan dayattığı model, böyle bir ayrışmayı mümkün kılıyor. Öte yandan Türkiye’nin askerî seçeneği tercih etmesi ve başarı elde etmesi sonrasında Rusya/İran destekli Esed rejiminin öncelikle petrol bölgelerine müdahalede bulunmasını teşvik edebilir. ABD ise Suriye sorununda marjinal hale gelecektir. Bu nedenle ABD’nin Türkiye ve Suriye Millî Ordusuna dönüşen ÖSO’ya yakınlaşması, ABD’nin çıkarları için daha uygun.

RUSYA MÜDAHALEYE SESSİZ KALIR

-Bu operasyonla ilgili Rusya’nın tavrı hakkında ne söylemek istersiniz?

Rusya, Cenevre görüşmelerinde baskın güç olmayı ve ABD’nin Suriye’den çıkmasını istiyor. Ayrıca Doğu Akdeniz’de askerî güç bulundurma hakkını meşru yollarla elde etmeyi müteakip, söz konusu statüsünü korumak arzusunda. Bu nedenle Fırat doğusundaki kargaşa, Rusya’nın lehine. Rusya’nın asgarî şartı olan, Suriye’nin bütünlüğü korunduğu sürece, Rusya, Türkiye’nin müdahalesine sessiz kalacaktır.

SURİYELİLER EVLERİNE DÖNECEK

-Bu operasyon yeni bir göç dalgasına neden olacak diyenler de var, Türkiye’den son sayıda mültecinin Suriye’ye döneceğini belirtenler de… Siz neler düşünüyorsunuz?

Türkiye’nin başarılı bir askerî harekâtı göçün geriye dönüşünü teşvik edecektir. Sadece Suriye kuzey doğusundan Türkiye’ye göç etmiş 400-600 bin kişinin kendi evlerine dönmesi küçümsenecek bir rakam değil. Harekât Rakka dahil daha güneye yöneltilirse söz konusu rakamın bir milyon civarında olması beklenmeli. Öte yandan güvenliği sağlanan bölgelerde yeniden yapılandırma faaliyetlerinin icra edilmesi, geriye dönüşün daha da artabileceğine işaret ediyor. Nitekim El Bab, Cerablus ve Azez’de gerçekleştirilen yeniden yapılandırma faaliyetleri, söz konusu bölgeye Türkiye veya Suriye’den 400 bin kişinin göç etmesine neden oldu. Önemli olan huzur ve güvenlik ortamı ile birlikte, bölgede bir ekonomi oluşturulmasıdır. Ancak Avrupa’nın da bu konuda destek olması önemli.

ÖSO’NUN BİRLEŞMESİ ÇOK ÖNEMLİ

-ÖSO Ordusu tek çatı altında birleşti. Bu ne anlama geliyor?

Millî Ordu teşkili, Suriye’nin ılımlı muhalefeti için belirgin avantajlar sunuyor. Öncelikle hesap verebilir ve hiyerarşik bir yapı kurulmuş oldu. Sivil denetim altında ve kontrol edilebilir askerî gücün tesis edildiği söylenebilir. Disiplinin güçlendirilmesiyle, milis değil düzenli ordu haline dönüşen Millî Ordu, herhangi bir itham halinde soruşturma açabilecek ve cezai yaptırımlar uygulayabilecek. Diğer bir ifadeyle kurumsallaşmış ve kalıcı bir yapı ortaya çıkacak.

Suriye’nin diğer dinamikleri incelendiğinde, Millî Ordu kurulması sonrasında, Rusların ve İranlıların muğlak ‘terörist’ göndermeleri artık ÖSO’yu işaret edemez. Ayrıca ABD’nin, tüm Suriye’ye hitap eden Millî Ordu yerine Suriye Demokratik Güçleri adıyla PKK/PYD’ye destek vermesi çelişki olarak algılanabilecek. Ayrıca SDG içerisindeki Arap unsurların, Millî Ordu’ya dahil olmasının önü açıldı. İdlib’de halen HTŞ’nin kendini feshetmesi halinde, Millî Ordu’ya katılan Arap milislerin meşrulaşması da artık mümkün.

[Sabah, 7 Ekim 2019]

Etiketler: