Yerli ve milli roket

Savuma Sanayiinin Yükselişi

Türk Savunma sanayiinin 2000'lerden itibaren katettiği mesafe bölgesel ve küresel ölçekte söz sahibi olan silah tedarikçilerini giderek daha fazla rahatsız ediyor. Zira küresel savunma pazarı silah ihracatçısı ülkeler için en önemli ekonomik girdilerden birisini teşkil ediyor.

Türk Savunma sanayiinin 2000’lerden itibaren katettiği mesafe bölgesel ve küresel ölçekte söz sahibi olan silah tedarikçilerini giderek daha fazla rahatsız ediyor. Zira küresel savunma pazarı silah ihracatçısı ülkeler için en önemli ekonomik girdilerden birisini teşkil ediyor. Ancak savunma pazarını, indirgemeci bir yaklaşımla “silah ticareti”nden ibaret görmemek gerekiyor. Aksine savunma pazarında rekabet edebilirliği haiz olan devletler savunma alanına yatırım yapmakla kalmıyorlar; bunun ötesinde eğitim, yetişmiş iş gücü, yeni istihdam alanları, geniş sektörel yatırım altyapısı, bilim ve teknolojik gelişmeler, çift kullanımlı ürün yelpazesinin genişlemesi, diğer sektörlerin beslenmesi gibi birçok farklı avantaja kavuşuyorlar. Bu anlamda savunma sanayii ölü bir yatırımdan ziyade, uzun vadeli ekonomik bir kazanca dönüşüyor. Zaten savunma pazarının ilk iki silah ihracatçısının ABD ve akabinde Rusya olduğu düşünüldüğünde, pazar payı kapmadaki rekabetin ne denli çetin geçtiğini tahmin etmek hiç de güç değil.

SIPRI 2019 verilerine göre ABD, 2014-2018 arası dönemde silah ihracatında küresel pasta payının yüzde 36’sını tek başına karşılarken Rusya’nın pasta dilimi yüzde 21’lik bir orana tekabül ediyor. Pazardaki diğer başlıca tedarikçiler ise sırasıyla Fransa, Almanya, Çin, İngiltere, İspanya, İsrail, İtalya ve Hollanda şeklinde seyrediyor.

SIPRI’nın listesinde dikkat çeken ülke ise Türkiye. Çünkü Türkiye artık dünyada en fazla silah ve savunma sistemleri ihracat eden ülkeler sıralamasında 14. basamakta konumlanıyor. Her ne kadar Türkiye’nin küresel savunma pazarından kaptığı pay yüzde 1 düzeyinde gerçekleşse de bir önceki 2009-2013 dönemine kıyasla 2014-2018 arası dönemdeki artış yüzde 170 olarak gerçekleşiyor. Bu bağlamda Türkiye’nin 2014-2018 arasını kapsayan dönemdeki en büyük ilk üç müşterisi ise sırayla; toplam ihracatın yüzde 30’unu teşkil eden Katar ve müteakiben yüzde 23 ile Türkmenistan ve yüzde 10 ile Suudi Arabistan oluyor.

Bu arada bir parantez açıp, Türkiye’nin 2014-2018 döneminde, dünyada en fazla silah ithalatı yapan ülkeler listesinde 13. sırada yer aldığını; en fazla tedarik ettiği ülkelerin ise sırayla ABD (yüzde 60), İspanya (yüzde 17) ve İtalya (yüzde 15) olduğunu belirtmek gerekiyor.

Ancak silah ithalat ve ihracat oranlarını birbiriyle mukayese ettiğimizde Türkiye’nin 2014-2018 dönemindeki (yüzde 2,3) silah ithalatının, bir önceki 2009-2013 dönemine (yüzde 3,2) göre yüzde 21 oranında gerilediğinin de altının çizilmesi icap ediyor.

Gelinen aşamada Türk savunma sanayiinin, TSK’nın ihtiyaçlarını yüzde 60-70 civarında karşılayabiliyor olması ve dahası bölgesel ve küresel ölçekte savunma pazarına girecek cesaret ve kabiliyeti ortaya koyması övgüyü hak ediyor. Tabii bu övgüyü İkinci Dünya Savaşı’nın sonlanmasıyla ve bilhassa İttifak’a kabul edilmesinin ardından Türkiye’yi “anahtar bir üs” ve “iyi bir müşteri” olarak gören NATO pazarındaki başlıca tedarikçilerden duymayı beklemiyoruz.

Buna mukabil yakın geçmişte yaşanan hadiselerde açığa çıktığı üzere Türk savunma sanayiinin tek kaynak bağımlılığından kurtulma ve daha esnek bir yapıya kavuşma çabasının doğrudan ve dolaylı yaptırımlarla cezalandırılmasına tanıklık ediyoruz.

Kuşkusuz Türkiye’nin küresel savunma pazarındaki rekabet gücünü arttırması için önünde henüz uzunca bir yol var. Neticede küresel rekabet edebilirliği tek bir silah sistemi ya da az sayıda platformu ihraç ederek sağlamak mümkün değil. Buna rağmen son yirmi yıllık süre zarfında kaydedilen gelişmeler Türkiye’nin “müşteri” konumundan “üretici” ve hatta “satıcı” pozisyonuna evrilme sürecindeki başarıyı kanıtlıyor.

Nitekim iki gün önce Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından yayımlanan “Türk Savunma Sanayii Ürün Kataloğu” söz konusu başarının en somut tezahürü. Bilinenin ve varsayılanın aksine Türk savunma sanayiinin yerli ve milli ürün yelpazesi medyada zikredilenlerden çok daha dolgun ve kuvvet bazında çeşitlilik arz ediyor. Keza Türk savunma sanayiinin farklı tedarik modelleri uygulanmak suretiyle kamu iştirakleri ve özel sektör üreticilerini giderek daha fazla teşvik ettiği görülüyor ki bu üreticilerin (ana yüklenici) aynı zamanda isimleri geçmeyen küçük ve orta ölçekli alt yüklenici firmaları besledikleri hatırda tutulmalıdır. Nitekim bu tablo SSB Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir’in Türk savunma sanayiinin “Türkiye’nin beyin ve üretim gücünü seferber eden bir yapıya dönüştüğü” tasviriyle güçlü bir anlam kazanıyor.

Son olarak SSB Kataloğunda Türk savunma sanayiinin 2006’da 1,86 milyar doları bulan toplam satışlarının 2017 itibarıyla 6,69 milyar dolara yükseldiği, savunma ürün projeleri sayısının da 2018’de 667 rakamını yakalayıp toplamda 60 milyar dolara varan bir sözleşme bedeline ulaştığı rakamlarla tescil edilmiştir.

Bu rakamlar Türkiye’nin sadece küresel savunma pazarında etkili bir oyuncu olmadığını aynı zamanda bölgesel ölçekte de askeri gücünü tahkim etmiş gerçek bir güce dönüştüğü gösteriyor.

[Sabah, 24 Ağustos 2019]

Etiketler: