20160929164020_krediderecelendirmekuruluslari

Kredi Derecelendirme Kuruluşlarına Alternatif Ne Olabilir?

Kredi derecelendirme kuruluşlarının kararlarındaki tutarsızlık ve yanlılık, artık gelenek haline geldi. Bu durum, özellikle ülke ekonomilerine getirdiği maliyet dikkate alındığında, bir suç oluşturuyor.

Kredi derecelendirme kuruluşlarının nasıl ve neye göre not verdikleri konusunda her gün yeni bir şey ortaya çıkıyor.

Özellikle de 2008 küresel ekonomik krizinde yapılan yolsuzluklar, hak edilmediği halde verilen yüksek notlar, yatırımcıyı kandıran yanlış bilgilendirmeler ve ülkelerin karşılaştığı farklı muameleler, kredi derecelendirme kuruluşlarının güvenilirliğinin sorgulanmasına neden oluyor.

Üç tane derecelendirme kuruluşu, tüm ülkeleri ve firmaları paylaşmış neredeyse. Aslında bu durum, büyük bir pastanın paylaşımını da ifade ediyor. Borç veren bankalar, finansal kuruluşlar ve diğer derecelendirme kuruluşları, uzun süredir devam eden ve tabi ki kendilerinin yönlendirdiği bu paylaşımın sona ermesini istemiyorlar.

2015 yapımı Oscar ödüllü “Büyük Açık” filminin bir sahnesinde Amerikan finans sisteminin bir felakete doğru gitmekte olduğunu gören bankacılar, kredi derecelendirme kuruluşlarının bazı kağıtlara neden gereken notu vermediklerini araştırmak için Standard&Poor’s derecelendirme kuruluşunun yetkilisiyle konuşuyor.

Yetkilinin cevabı aynen şu;

“Eğer bizden istedikleri değerlendirmeyi alamazlarsa müşteriler birkaç blok ötedeki rakibimiz Moody’s’e gidip istedikleri sonucu alıyorlar”. Bu diyalog kredi derecelendirme kuruluşlarının nasıl çalıştıklarını da gözler önüne seriyor.

Moody’s’in Türkiye konusunda kafasının karışık olduğu ise, kısa zaman aralıklarıyla yapılan açıklamalarından belli. Moody’s, 21 Eylül’de “başarısız darbe girişiminin Türkiye ekonomisi üzerinde oluşturduğu şokun önemli ölçüde azaldığı” açıklamasını yaparken, sadece 2 gün sonra ne değişiyor da, 23 Eylül’de, Türkiye’yi birden “yatırım yapılamaz” buluyor.

Birbirine taban tabana zıt bu açıklamaları, hangi objektif kriterlere göre yapıyorlar? Üstelik iki açıklamaya temel teşkil eden veriler aynıysa, ne oldu da birbiriyle çelişen iki yorum geliyor?

Kredi derecelendirme kuruluşlarının kararlarındaki tutarsızlık ve yanlılık, artık gelenek haline geldi. Ancak bu durum, özellikle ülke ekonomilerine getirdiği maliyet dikkate alındığında, bir suç oluşturuyor.

BU KURULUŞLARA KARŞI NE YAPMAK GEREKİYOR?

Peki bu kuruluşlara karşı biz ne yapmalıyız? Hangi önlemleri almalıyız?

Bunun için 2012 yılında, yani Türkiye’nin yatırım yapılabilir seviyede notlandırılmadığı bir dönemde SETA Vakfı için hazırladığımız çalışmada, bugünkü durumu öngörerek bazı tespitler yapmıştık. Üzülerek söylüyorum ki, bu tespitlerin hepsi halen geçerli. Çünkü bu konuda hiçbir şey yapamadık ve hiçbir önlem alamadık.

Bu tespitleri özetlersek,

Türkiye’de kredi derecelendirme konusunda hangi kurumun yetkili olduğu belli değil. Yetkili kurum Hazine mi, BDDK mı, SPK mı, Merkez Bankası mı bilmiyoruz. Kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye ekonomisini değerlendirmesinde hangi kurumun cevap vereceğini bilmiyoruz. Bu yüzden, yetkili kurum ve kuruluşların belirlenip aralarında koordinasyon sağlanmalıdır.

Kredi derecelendirmeye yetkili kurumlarda, uzman kişilerden oluşan bölümler kurulmalıdır. Bu bölümler, derecelendirme kuruluşlarının verdiği notları analiz edip, metodolojide ve öngörüde yaptıkları hataları tespit ederek yatırımcıları bilgilendirmelidir.

Uluslararası derecelendirme kuruluşlarının raporlarındaki geleceğe yönelik tahminlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği incelenmeli, öngörülerin doğru çıkıp çıkmadığı tespit edilerek gerektiğinde bu kuruluşlara yaptırım uygulanabilmeli, hızlı bir şekilde geri bildirim yapılmalıdır.

İlgili ekonomi kurumları, notlandırma haksız ve yanlış ise tepkisini ortaya koymalı, aynı zamanda kredi derecelendirme kuruluşlarının bir daha bu tür yanlışları yapmamaları konusunda gerekli girişimlerde bulunmalıdır.

Düzenleyici kurumların ulusal kredi derecelendirme kuruluşlarına uyguladıkları şartlar, uluslararası derecelendirme kuruluşları için de geçerli olmalıdır.

YENİ DERECELENDİRME KURULUŞUNA İHTİYAÇ VAR

Gelişmiş ülkelerin içinde bulunduğu olumsuz koşullar ve uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının yaşadığı itibar kaybı, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin derecelendirme sektöründe öne çıkması ve yeni derecelendirme kuruluşlarının kurulması için önemli bir fırsattır.

Hatırlarsak Çin, 1994 yılında, üç kredi derecelendirme kuruluşuna tepki olarak kendi kredi derecelendirme kuruluşu olan Dagong Global’i kurdu.

Dolayısıyla, İstanbul Finans Merkezi projesiyle, İstanbul’un finans merkezi olması halinde bu bölgede kurulacak derecelendirme kuruluşu ile derecelendirme sektörünün oligopol yapısı kırılabilir.

*Kredi Derecelendirme Kuruluşları: Alternatif Arayışlar Erdal Tanas Karagöl, Ülkü İstiklal Mıhçıokur, SETA, 2012.

[Yeni Şafak, 29 Eylül 2016]

Etiketler: