Azerbaycan ile Ermenistan Arasındaki Barış Görüşmelerinde Son Durum

Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki çatışma tarih boyunca karmaşık bir süreçten geçerek günümüze kadar gelmiştir.

Devamı
Azerbaycan ile Ermenistan Arasındaki Barış Görüşmelerinde Son Durum
Nekbe'nin Gölgeleri 1948 ve Filistin'in Sosyo-Politik Dönüşümü

Nekbe'nin Gölgeleri: 1948 ve Filistin'in Sosyo-Politik Dönüşümü

14 Mayıs 1948, Filistin toprakları üzerinde İsrail işgalinin tescillenmesine, işgalin "devletleşmesine" ve bir milletin (Filistin) trajedisini işaret eder. Bu tarih, hem İsrail'in kuruluş günü olarak kaydedilmiş hem de Filistinliler için Nekbe (Büyük Felaket) olarak anılmıştır. Ortadoğu ve Filistin açısından tarihsel bir dönemeç ve süreklilik kazanan sistematik bir felakete tekabül eden Nekbe, Filistin devleti ve toplumu açısından çok boyutlu bir süreç olarak görülebilir. Bu anlamda Nekbe'yi tarihi bir olay değil, aksine İsrail sistematik, kasıtlı bir şekilde yürüttüğü işgal, soykırım, tehcir ve yerleşimci teröründen bağımsız okumamak gerekiyor. Dolayısıyla Nekbe, Filistin halkının kitlesel sürgününün, toplumsal ve ekonomik yapısının çözülmesinin başlangıcıdır ve bu sürecin sosyo-politik sonuçları günümüze kadar uzanmaktadır. Dolayısıyla 1948'de başlayan Nekbe günümüzde de devam etmektedir. Örneğin 7 Ekim'den beri İsrail'in uyguladığı devlet terörünün temel amacı da Gazze Nekbesi oluşturmaktır.


Devamı

Yaklaşık altı ay süren pazarlıklar sonunda Kongre Ukrayna, İsrail ve Tayvan’a 95 milyar dolarlık savunma yardımını onaylamıştı. Cumhuriyetçiler bu yardımı Biden’dan Meksika sınırıyla ilgili tavizler koparmak için sürüncemede bırakmıştı. Ancak İsrail’in Suriye’deki İran konsolosluğuna saldırısı sonrasında bölgesel tansiyonun yükselmesi Kongre’yi harekete geçirdi ve Biden paketi 24 Nisan’da imzalayarak Ukrayna’ya yardımın da hemen başlayacağını açıkladı. Amerikan siyasetinin Ukrayna’ya yardım konusundaki isteksizliği ve konuyu iç siyaset malzemesi haline getirmesi, Rusya’nın Batı’nın desteğinin ilelebet sürmeyeceği hesabının doğru çıkabileceğine işaret ediyordu. Biden yönetimi ve Amerikan Kongre’si bu hesabın boşa çıkacağı mesajını vermek adına yardım paketini geçirdi ancak bu paketin bu kadar zor geçmesi ileride Ukrayna’ya desteğin devam edip etmeyeceği konusunda derin şüphe uyandırdı.

Geçtiğimiz pazartesi günü akşam saatlerinde Hamas, Gazze'de devam eden saldırganlığın sona ermesi için ateşkes önerisini kabul ettiğini duyurdu. Tüm ajansların sona dakika olarak duyurduğu bu haber, işgal devletinin 7 ayı aşkın süredir Gazze'de sürdürdüğü soykırımının durdurulmasına kapı aralayacak önemli bir gelişmeydi. Katar, Mısır, ABD ve BM'nin uygulanmasına dair garanti sözü verdiği ateşkes metni, üç aşamalı bir plandan oluşmaktaydı.

Başkan Biden’ın Amerikan Holokost Müzesi’nin yıllık ‘Hatırlama Günleri’ seremonisinde yaptığı konuşma, Gazze savaşına ve Amerika içindeki protestolara ağırlıklı olarak antisemitizm perspektifinden baktığını bir kez daha ortaya koydu. Biden’ın Holokost Anma Günü’nde yükselen antisemitizm ve nefret diline odaklanması garip değil elbette ancak Hamas’ın 7 Ekim saldırısının Yahudilere karşı nefretin en son örneği olarak göstermesi İsrail’in Gazze’de işlediği savaş suçlarını göz ardı etme ve meşrulaştırma çabası olarak öne çıkıyor. Yahudi düşmanlığı ve antisemitizmin yükselişini İsrail’in eleştirilmesini engellemek ve Filistinlilere reva görülen katliamların unutulmasını sağlamak için kullanmak İsrail yanlısı siyasi grupların stratejisi haline gelmiş durumda. Biden’ın konuşması da bu tür bir yaklaşımın en son örneği olarak değerlendirilebilir.

Hamas pazartesi günü ateşkesi kabul ettiğini açıklamasına karşın, İsrail anlaşmanın istedikleri seviyede olmadığını ancak görüşmeler için Doha’ya heyet göndereceklerini açıkladı. Bununla birlikte Refah operasyonunun planlandığı gibi devam edeceğini söyleyerek Washington’ın istediklerine kulak asmaya niyeti olmadığını da gösterdi. CIA Direktörü Bill Burns’ün Doha görüşmeleri için bölgede olmasına ve Biden yönetiminin Refah operasyonuna açıkça karşı olmasına rağmen, Netanyahu hükümeti geri adım işareti vermiyor. Biden yönetiminin İsrail’e silah sevkiyatını dondurduğu ve bu yüzden Netanyahu’nun Refah operasyonunu geciktirdiği yönündeki haberler sonrasında Hamas’ın ateşkesi kabul etmesi kritik bir dönüm noktası teşkil ediyordu. Ancak Netanyahu’nun başından beri bu savaşı hem sürdürme hem de bölgesel olarak genişletme çabası, ateşkes çabalarının önündeki en büyük engel olarak öne çıkıyor.

NATO da Görev Değişimi ve Mevcut Krizler

NATO’da Görev Değişimi ve Mevcut Krizler

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in zaten uzatılmış olan görev süresi sona yaklaştıkça yeni Genel Sekreter arayışları ve "tatlı" rekabeti hız kazanmaya başladı. NATO Genel Sekreterliği genellikle kendi ülkelerinde Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık veya Dışişleri Bakanlığı gibi üst düzey devlet görevi yürütmüş olanlar arasından seçiliyor.


Devamı

Güney Afrika Cumhuriyeti, Gazze Şeridi'ndeki eylemleri ile Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'nden doğan yükümlülüklerini ihlal ettiği gerekçesi ile İsrail'e karşı 29 Aralık 2023 tarihinde UAD'ye başvuruda bulunmuştu. Başvuru, İsrail devletinin ilk kez doğrudan yargılanması anlamına gelen bir uluslararası yargısal süreç başlattı. Daha da önemlisi söz konusu Dava, uluslararası hukukun ihlalinden doğan suçlar arasında en ağırı olarak kabul edilen ve II. Dünya Savaşı'nda bizzat Yahudilerin hedef olduğu soykırım suçlamasını konu almaktadır.

İsrail kuruluşundan bu yana gerçekleştirdiği eylemleriyle uluslararası hukukun temel ilkelerini ve Birleşmiş Milletler’in (BM) aldığı kararları sistematik şekilde ihlal eden bir ülke olarak bilinir hale gelmiştir. Bu algı nedeniyle İsrail’e karşı halihazırda devam eden üç ayrı hukuki süreçten çıkacak kararlara uyup uymayacağı da belirsiz görünüyor. Ancak İsrail’in eylemlerinin niteliğini göstermesi açısından önemli sonuçları olan üç ayrı uluslararası yargı süreci halen devam etmektedir.

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) bünyesinde hazırlanan Kriter dergisinin 90. sayısı raflarda yerini aldı.

Washington’ın Ortadoğu bölgesine yönelik “çift sütunlu” politikasının sütunlardan birini oluşturan İran, 1979 İslam Devrimi ile birlikte müttefiklikten ABD ile sürekli çekişen bir ülke konumuna gelmiştir. Bu doğrultuda Tahran’ın devrimle birlikte geliştirdiği argümanlar Washington’ın bölgedeki misyonu ve çıkarlarıyla ciddi anlamda çatışmaktadır. İran devrimle birlikte “Ne Doğu ne de Batı, İslam Cumhuriyeti” sloganıyla dönemin iki blokunu da reddederek “Bağlantısızlar” hareketine katılmıştır. Ancak son dönemlerde İran, artan Batı baskısıyla birlikte “Doğu’ya Bakış” söylemini geliştirerek Rusya ve Çin’e yakın politikalar izlemektedir. Bu politikalar doğrultusunda Tahran’ın Moskova ile ilişkileri askeri iş birliklere yöneldiği için ABD ile İran arasında bir gerilim unsuru olarak değerlendirilmektedir.