İdlib

İdlib’de Bugüne Nasıl Gelindi?

Ateşkesin sürekli bozulması karşısında Erdoğan, “Türkiye’nin Rusya ile imzaladığı mutabakatın adım adım ihlal edildiğini” ve Türkiye’nin “yeni göç dalgasına tahammülü” olmadığını belirterek, gerekirse “askerî güç kullanmaktan çekinilmeyeceğini” ilan etti.

Ocak 2017’de Suriye’deki iç savaşın sonlandırılması ve siyasi bir çözüme ulaşmak için Astana Süreci başlatıldı. Türkiye, Rusya ve İran’dan oluşan üç garantör ülkenin çabalarıyla çatışmalar azaltılacaktı.

Çatışmaların ve şiddetin azaltılmasının ardından, BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı kapsamında, siyasi bir çözüm bulunması için anayasa komitesinin kurulmasına bu üç ülke öncülük edecekti.

Astana Sürecinde yapılan yoğun müzakerelerin ardından 4 Mayıs 2017’de dört çatışmasızlık bölgesi için mutabakata varıldı. Doğu Guta, Dara ve Humus’la birlikte İdlib de bu çatışmasızlık bölgesinin içerisindeydi.

Varılan mutabakatlara aykırı olarak, Rusya’nın rejime verdiği hava bombardımanı desteğiyle Doğu GutaDara ve Humus yerle bir edildi.

Bu yerleşim yerlerinin dümdüz edilmesinin ardından…

Rusya ve İran’ın desteği ile rejim güçleri, Suriye’nin büyük bölümünde kontrolü ele geçirdi. Muhaliflere hayat hakkı tanımadığı için de, başka ülkelere gidemeyen tüm muhalifler (dört milyondan fazla) İdlib’de sıkıştı.

Ağustos 2018’e gelindiğinde, 2011’den itibaren devam eden iç savaşın nihai aşmasına Esad İdlib’i kontrol ederek ulaşacağını düşünüyordu. Rusya’nın desteği ile bütün muhalif grupları burada kıstırdığına göre son darbe indirebilirdi.

Astana mutabakatında İdlib “çatışmasızlık bölgeleri” içinde yer almasına rağmen, Rusya, terör örgütlerini bahane ederek rejimi saldırı konusunda sürekli cesaretlendirdi.

Rejimin tüm unsurlarıyla teyakkuza geçtiği bir dönemde, İdlib’de bir ateşkesin sağlanması için özellikle Türkiye büyük bir çaba gösterdi. Uluslararası çevrelere çağrı yaparak, bir an önce ateşkesin sağlanmaması durumunda, “topyekûn bir savaşın büyük bir insani felakete yol açacağını, kitlesel bir göç dalgasını tetikleyip Türkiye, Avrupa ve ötesine dönük muazzam güvenlik riskleri” oluşturacağını söyledi.

Tüm dünyanın nefesleri tuttuğu bir anda, Türkiye’nin yoğun çabası ile 17 Eylül 2018 tarihinde Türkiye, İran ve Rusya arasında Soçi Mutabakatı olarak bilinen anlaşma imzalandı.

Anlaşmanın imzalanması tüm dünyada çok büyük bir yankı uyandırmıştı. BM’ye göre; “Eğer anlaşma uygulanabilirse, 1 milyonu çocuk olmak üzere 3 milyon insanın hayatını felaketten kurtarabilirdi.”

Ama maalesef Soçi mutabakatından bu güne Esad rejimi, Rusya’nın desteği ile aşama aşama İdlib’i ele geçirmek için bombalamalarına devam etti. Ateşkes konusunda rejimi kontrol etmesi gereken Moskova, tam aksine üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeyerek Esad’ı cesaretlendirdi.

Rejim güçlerinin sivillere yönelik bombalama girişimleriyle sivil kayıplar arttığında Türkiye her defasında devreye girerek yeniden ateşkesin sağlanabilmesi için çabaladı. Rusya’nın ateşkesi sürekli bozmasından dolayı rahatsızlığını ifade etti. Rejim güçleri ateşkesleri sahadaki varlığını tahkim etmek için bir fırsat olarak kullandı.

Zamanla ateşkese uyumun süresi de kısaldı. En son 8 Ocak’ta Putin’in İstanbul ziyaretinde “İdlib’de sükûnetin sağlanması” mutabakatına varıldı. Ancak bu ateşkes sadece 72 saat sürdürülebildi.

Ateşkesin sürekli bozulması karşısında Erdoğan, “Türkiye’nin Rusya ile imzaladığı mutabakatın adım adım ihlal edildiğini” ve Türkiye’nin “yeni göç dalgasına tahammülü” olmadığını belirterek, gerekirse “askerî güç kullanmaktan çekinilmeyeceğini” ilan etti.

MGK toplantısından da, “İdlib başta olmak üzere Suriye’nin çeşitli bölgelerinde güvenlik güçlerimizi ve sivil halkı hedef almaya devam eden terör saldırılarına karşı gereken ilave tedbirleri alma konusundaki kararlılık” vurgulandı.

İdlib’de gözlem noktaları vasıtası ile daha fazla çatışma ve insani krizin yaşanmasını önlemek için askerî varlığını tahkim etmek isterken, maalesef 6 askerimiz şehit düştü.

Türkiye bugüne kadar İdlib’deki gözlem noktalarından taviz vermedi.

Suriye’de çatışmaların durması için sonuna kadar diplomasiyi işletse de gerektiğinde askerî müdahaleden de kaçınmadı.

Daha önceden, diplomasi ve müzakerelerden sonuç alınmayınca askerî müdahale seçeneğini, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Planı harekâtlarında gösterdi.

Gelinen süreçte, İdlib konusunda da diplomasi ve müzakere seçeneklerinin tüketildiği bu son yaşanan saldırı ile görülmüş oldu. Askerî seçenek bir kez daha gündemde…

[Türkiye, 4 Şubat 2019]

Etiketler: