Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman

Hırslı Prens’in Planı

SETA Genel Koordinatörü Burhanettin Duran, “Suud’un hırslı veliahdının peşine düştüğü liderlik arzusu ve hayal ettiği bölgesel dizayn meşruiyetini kaybetti” dedi.

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı, 2 Ekim’de ülkesinin İstanbul’daki Başkonsolosluğu’na girdikten sonra kayıplara karıştı! Tüm dünya medyası, bu olayın gizemini çözmeye çalışırken Suudi yöntemi, “Kaşıkçı, arbede sonucu öldü” açıklamasını yaptı. Suçlamaların hedefinde ise veliaht Prens Selman vardı. SETA Genel Koordinatörü Burhanettin Duran, Kaşıkçı cinayetinin Ortadoğu’daki dengeleri nasıl değiştireceğini TAKVİM için anlattı…

SETA Genel Koordinatörü Prof. Dr. Burhanettin Duran, Takvim’den Ali Değermenci'nin sorularını yanıtladı.
SETA Genel Koordinatörü Prof. Dr. Burhanettin Duran, Takvim’den Ali Değermenci’nin sorularını yanıtladı.

Kaşıkçı neden öldürüldü, Türkiye’de öldürülmesinin arka planı var mı? 
Suudi yönetimi muhalefetin tasfiyesinin peşindeydi. Kaşıkçı’ya ilişkin olarak da İstanbul’da bir operasyon yapabileceği kanaatine vardı. Türk istihbaratının Suudi operasyonunu takip edebileceğini tahmin etmediler. Suudi ekibi, çok hazırlıklı gelmişti. İçerisinde adli tıp uzmanının da olduğu bir ekip, Kaşıkçı’yı ortadan kaybetti. Riyad, Kaşıkçı’nın öldürüldüğünü kabul etse de hala ceset bulunmuş değil.

Yapılan açıklama bir arbede çıktı, arbedede öldürüldü, diyor.
Suud yönetimi, Kaşıkçı’nın öldürüldüğünü kabul ediyor ancak bir istihbarat ekibi tarafından değil de tartıştığı bir Suudi vatandaşı sorumlu tutmaya çalışıyor. Türk güvenlik birimlerinin soruşturması ve delilleri ölümün nasıl olduğunu da aydınlatacak.
Suud, Kaşıkçı’nın ölümünü kabullenmek zorunda kaldı. Başından itibaren eğer bu Türkiye’nin üzerine yıkılmak istenen bir operasyonsa, Türkiye’de muhalifleri korkutacak, Türkiye’nin güvenli bir ülke olmadığı izlemini verecek bir operasyonsa da Türkiye’de bunu boşa çıkardı ve Suud, cinayetin sorumluluğunu almak zorunda kaldı. Veliaht Muhammed bin Selman ağır suçlamalarla yüz yüze.

DEVLET TERÖRÜ
Yani suikastın, Türkiye üzerine yönelik de bir tarafı var mıydı? 

Bence İstanbul bilerek seçildi. Yani tesadüf değil. Neticede Kaşıkçı Washington’a da giden birisiydi. Pek ala Washington’da da böyle bir şey düşünebilirlerdi ama cesaret edemediler. Türkiye’de bu cinayetin üstünü kapatabileceklerini düşündüler. Tabi böylesi bir operasyon Türkiye’nin egemenliğine bir saldırıdır. Konsolosluğun Suud’a ait olması İstanbul’da olduğu gerçekliğini değiştirmez. Kaşıkçı sorgulama için tutuklanırken kaza ile öldürülmüş olsa bile Suud Konsolosu’nun ve oradaki ekibin sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor. Mesele bir devletin kendi vatandaşına başka bir ülkenin toprağında yaptığı suça girer. Devlet terörüne bile bağlanabilir. Bu yönüyle baktığımızda Suud’un hırslı veliahdının peşine düştüğü liderlik arzusunun ve hayal ettiği bölgesel dizaynın meşruiyetini kaybettiği, ciddi olarak sorgulandığı bir yere geldik. Reformcu kimlik giderken yerine kendi insanını acımasızca öldüren bir veliaht tanımlaması geldi.

Peki Türkiye – Suud ilişkisi bundan sonra nasıl olur?
Görünen o ki Kral Selman, devreye girdi. Veliahdın, bu işi eline yüzüne bulaştırmasını çözmek zorunda. Çünkü artık bu bir Suudi Arabistan’ın imajı meselesi oldu. Bunu toparlayabilmek için de Türkiye’yle iş birliği yapmak zorunda. Çünkü şu anda sorunlu ve sıkıntılı olan yer Riyad rejimi. Suud’un YPG’ye Amerika üzerinden 100 bin dolar veriyor olması gibi bir mesele de değil. İstanbul’daki başkonsolosluğunda bir vatandaşını öldürmüş olması. Burada Türkiye’ye yönelik bir özür, Türkiye’ye yönelik bir yaklaşım mecburiyeti var.

Orta Doğu’da yansıması olabilir mi?
Bütün bu gayretlerin hırslı bir prens tarafından tahmin edilemeyecek bir yıkıcılığa gidebileceğinin ilk işaretidir Kaşıkçı meselesi. Kaşıkçı meselesinin basit bir gazeteci cinayeti olduğu kanaatinde değilim. Bir bölgesel dizayn peşinde olan Riyad’ın ve onun destekçisi olan Amerika’nın, Washington’ın ve yine partneri olan Tel Aviv’in bölgesel hedeflerine yönelik ilk kriz işareti olarak görüyorum. Bu tür operasyonlara karşı uluslararası toplum sert tepkiler vermezse orman kanunları harekete geçmiş demektir. Gücü olan her şeyi yapabileceğini düşünecektir. Bireylerin güvenliği devletler tarafından rahatlıkla ihlal edilebilir. Bu yüzden Kaşıkçı cinayeti bir kırılma noktası. İleride de bir dönüm noktası olarak değerlendirmelerde sembolik önem taşıyacak.

Prens’in siyasi hayatı biter mi?
İlk tepkilere göre Kral Selman’ın oğlunu veliahtlıktan alma niyeti yok. Veliaht Bin Selman zaten içeride iktidarını konsolide etmişti. Diğer prensleri tasfiye ederek iktidarı hanedan içerisinde Selman ailesinde topladı. Yaşlı babasının yerine geçecek bir lider olarak kendini konumlandırdı. Veliahdın otoriter iktidarı, hanedan içinde çok büyük rahatsızlık yaratsa da ülkenin bir istikrarsızlık ortamına girmesini göze alamazlar. Muhalif prenslerin hala kaybedecekleri çok şeyleri var. Bence kısa vadede, iki ihtimal bulunuyor. İlki; Suud Hanedanı içerisinde veliaht bin Selman’ın iktidardan ayrılması, bu zayıf ihtimal. Kaşıkçı cinayetinde soru işaretleri Veliahta yöneltilmiş olmasına rağmen Suudi istihbaratının yeniden yapılandırılması görevi de onun uhdesine verildi. İkinci ihtimal ise Veliahtın, dışarda ne kadar eleştiri alsa da, içeride ayakta kalabilmek için kendini daha da otoriter bir biçimde güçlendirecek.

ABD’nin Suud yönetimin bir gazeteciyi katletmesine vermediği tepkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? 
ABD’nin uyguladığı ya da uygulayacağı yaptırımların uluslararası normlarla, dünyanın düzenini korumakla bir ilgisi yok. Amerika’nın milliyetçi çıkarlarını korumak için yapılan yaptırımlar bunlar, yani seçmece yaptırımlar. Hangi ülkeye ne kadar zarar vermek istiyorsanız aslında onu öncelediğiniz yaptırımlar. Dolayısıyla uluslararası hukuku, uluslararası kamu vicdanını önemseyen, ya da destekleyecek şekilde gündeme getirilen yaptırımlar değil. Tamamen Amerikalıların, kendi bencil çıkarları için yaptıkları bir düzenleme. Suudi Arabistan’a da yapacakları göstermelik yaptırımlar kendi menfaatlerine zarar vermeyecektir. Yaptırımlar Riyad’ı kendi yanlarından itmeyecek şekilde, göstermelik olmak durumunda.

AB’DEN YENİ HAMLE, RUSYA VE TÜRKİYE
Rahibin serbest kalması, Türk – Amerikan ilişkileri için yeni bir dönemin başlangıcı olabilir mi?
Yeni bir dönemin başlangıcı olabilmesi için kritik bir engelin kaldırılması diyebiliriz. Kasım seçimleri öncesinde Trump’ın psikolojisini rahatlatan bir gelişme. Bununla birlikte hayalperest olunmamalı. Neticede ABD’nin Türkiye’ye yaklaşımı değişmedikçe, Suriye politikasını revize etmedikçe, Ortadoğu’nun dizaynına yönelik öncelikleri değişmedikçe Washington-Ankara hattındaki sorunların öyle kolaylıkla ortadan kalkmasını beklememeliyiz.

En ciddi sorun nedir aramızda?
Washington’un Suriye politikası. Bu Türkiye’nin son beş yılda bir türbülans yaşamasına da sebebiyet verdi. ABD Suriye’nin %30’unu elinde tutuyor.
ABD’nin Türkiye’nin gerçekliklerini kabul etmemekteki ısrarı en ciddi sorunumuz. Bakış açısı değişmeli.

ABD’nin Ortadoğu’daki planı?
Birinci önceliği İsrail’in güvenliği. Trump, Kudüs’ün statüsünü değiştirerek yine İsrail’in lehine bir adım attı. Filistin meselesinde kendince çözüm dayatacak. Kritik olan Bazı Arap ülkeleri de bu noktaya çekmiş olmasıdır. Böyle bir ortamda yeni bir düzen kurulmak isteniyor. Bu düzen de İran’ı sınırlandırmak üzere kurulmuş bir ittifak düzeni. Böylece bölgedeki güç dengelerini yönetebileceğini düşünüyor.

İran’a yönelik yaptırım konusunu ABD Türkiye’ye baskı yapar mı? 
ABD müzakere etmiyor, dayatıyor. Türkiye kendi dış politika gündemini bir takım muğlak ifadelerle, ya da tek taraflı belirlenmiş gündemlerle bir yere teslim edebilecek bir ülke değil. Stratejik menfaatleri bulunduğu ülkeler nedeniyle de çok boyutlu politika geliştiriyor. Diğer bir konu da Türkiye bölgede kutuplaşma istemiyor. Kutuplaşmanın bölgede daha fazla çatışmaya neden olacağının farkında. Çatışmalar da doğrudan Türkiye’yi etkiliyor. Dolayısıyla Türkiye, bu düzlemde dengeleyici bir rol oynamak zorunda. Kaşıkçı olayından sonra görüldü ki sadece İran’ın değil Suudi Arabistan’ın da yayılmacı politikaları var.

ABD, FETÖ üyesini vermemekte kararlı mı? 
Bunu çok açık, somut olarak görüyoruz. 15 Temmuz’dan itibaren başlatırsak 2 yıldır vermiyorlar zaten. Çünkü FETÖ’yü kendileri için bir takım operasyonlarda kullanabileceklerini düşünüyor olabilirler. Gülen’i iade etmek bir takım riskleri de barındırır. Bazı aparatların Türkiye’ye karşı operasyonlarda yer almasının açığa çıkmasından rahatsız olurlar. Tutuklandığında Öcalan gibi Gülen’in de anlatacak çok hikayesi olur.

ABD-Avrupa arasındaki gerilimin nedeni nedir?
Suriye iç savaşından sonra Atlantik ittifakı içindeki gerilim de Avrupa’yı dönüştürüyor. Zaten Avrupa’da merkez siyaset aşırı sağa doğru kaymakta. Merkel diğer liderlere göre şu ana kadar bunu iyi yönetti. Ama Avrupa’nın aşırı sağa, popülizme kayışını engelleyecek güçlü liderler yok. Korkarım ki Avrupa yeni tehditlerle karşılaştığında hele hele Suriye’den bu kadar tehdit algılayan içine kapanan bir Avrupa, olası Orta Doğu’daki başka krizler mesela İran krizi ile çok daha fazla içine kapanabilir. Bu da Avrupa’da demokrasinin ciddi bir krize yuvarlanmasıyla sonuçlanır.

Böyle bir durumda anahtar ülke Türkiye olabilir mi?
Türkiye burada elbette kilit taşı durumunda. Türkiye öyle bir yerde ki; bütün bu sistemin yükünü taşıyabilecek kadar büyük bir ülke değil ama hem Orta Doğu hem de küresel düzlemdeki türbülansın bütün etkilerinin merkezinde bir kilit taşı ülke… Yani sistemin gidişatını etkileyebilecek kadar önemli ama tabi ki onu taşıyabilecek kadar büyük bir ülke değil. Bizim de aslında zorluğumuz burada.
Dünyanın kritik meselelerinin dışında kalamıyoruz, ama o kritik meseleleri tek başımıza çözmemiz de beklenemez. Türkiye burada hem ayakta kalarak hem de bu sorunların çözümüne katkı sağlayarak yeni bir dış politika uyguluyor. Türkiye’nin mülteci konusunda yaptıkları olmazsa bugün Avrupa çoktan aşırı sağ siyasete teslim olmuştu.

SETA Genel Koordinatörü Prof. Dr. Burhanettin Duran, Takvim’den Ali Değermenci'nin sorularını yanıtladı.
SETA Genel Koordinatörü Prof. Dr. Burhanettin Duran, Takvim’den Ali Değermenci’nin sorularını yanıtladı.

Türkiye-Almanya görüşmesinden yeni bir durum mu oluşuyor?
Türkiye’nin istikrarlı, müreffeh ve özgür bir ülke olması onlar için önemli. Bunun farkına vardılar. Türkiye’de etkin, istikrarlı bir yönetim olmazsa Avrupa’yı birtakım sıkıntılardan koruyan ülke konumunu devam ettirmesi zorlaşır. Bunu gördüklerinden dolayı Türkiye’nin ekonomik kriz içinde olmasını istemiyorlar. Ama Türkiye’nin hem Avrupa’nın şekillenmesine hem de Orta Doğu’da düzenin kurulmasına ciddi etkilerde bulunmasını pek istemiyorlar. O yüzden de Türkiye’ye karşı bir tür sınırlandırma operasyonu yürütüldü. Ama gelinen noktada bunun sürdürmelerinin imkanı kalmadı. Erdoğan karşıtlığının iç politika malzemesi yapmalarının da sürdürülebilir tarafı kalmadı. Artık Türkiye ile iş birliğine girmeleri söz konusu.
Dolayısıyla bunu taşıyamazlarsa eğer Rusya ve Türkiye Avrupa’nın şekillenmesine en az Amerika’nın küresel rolünün değişmesi kadar büyük etkide bulunabilecek durumdalar.

Rusya ve Türkiye’nin nasıl bir etkisinden söz ediyoruz? 
Fransız Cumhurbaşkanı Macron, geçenlerde Türkiye ve Rusya ile stratejik ortaklık kurulması ihtiyacından bahsetti. Yine Alman Şansölyesi Avrupa olarak başımızın çaresine bakmalıyız demişti. Bu değerlendirmelere götüren üç ana sebep var. İlki, Atlantik ittifakının değişen mahiyeti. ABD, Avrupa’yı kendi kaderine terk ediyor. İkincisi Brexit’in getirdiği AB içi tartışma ve nereye gidileceğine dair yeni vizyonlar. Üçüncüsü, Suriye iç savaşıyla başlayan yeni kaotik dönem sebebiyle Avrupa’nın etrafında yoğunlaşan güç mücadeleleri. Ortadoğu, Akdeniz ve Avrupa’yı da içine çeken yeni bir büyük oyun arenasına dönüştü. AB denklemin dışında kalırsa Avrupa kalesi bile korunamaz. ABD’nin arkasına dizilerek menfaatleri koruma dönemi sona erdi. Bu sebeple Rusya ve Türkiye ile kendi stratejik ilişkilerini kurmak zorundalar.

ABD-Almaya arasındaki gerilim, Türkiye’nin konumunu güçlendirir mi?
Türkiye birçok yerde denklemin önemli aktörlerinden birisi haline geliyor. Yeni bir küresel düzenin kurulmasında ana taşıyıcı olamaz ama kritik aktörlerden birisi olarak stratejik konumu ve etkin liderlikle katkı sağlayabilir. Çıkan birçok krizin Türkiye ile bağlantılı olarak çözülmek zorunda olması bunun bir işaretidir. Bunu önce Rusya gördü, şimdi Avrupalılar fark ediyor. Herhalde en son bunu Amerikalılar görecekler.

[Takvim, 22 Ekim 2018, Röportaj: Ali Değermenci]

Etiketler: