Metin Aktas - Anadolu Ajansı

Metin Aktas - Anadolu Ajansı

Hesapta Ne Var Ne Yok?

Eski hesaplama yönteminde, kısa dönem istatistikleri ve anketler rol oynarken, şimdi paydaş kurumlarla işbirliği içinde “idari kayıtlar”ın da söz aldığı bir sistemle karşı karşıyayız.

3. Çeyrek büyüme verisini değerlendirdiğim “Yıllar Sonra İlk Kez” başlıklı yazımda, yeni GSYH serisine dair bir giriş yapmış ve devam edeceğiz demiştim. Dün TÜİK bu bağlamda, kafalardaki sorulara cevap vermek amacıyla İstanbul’da ekonomistler için bir toplantı düzenledi. Ben de o toplantıdan hazır çıkmışken, orada tartışılan bolca detayı filtreleyip bu köşede özetleyeyim dedim. Buyurun başlayalım.

Şimdi hatırlayacak olursak; bu ayın 12’sinde TÜİK, ulusal hesaplarımızı ESA sistemine göre revize edip önümüze bambaşka bir Türkiye ekonomisi koyunca, hesaplar gibi herkes şaşmıştı. O günden sonra ise, gerek ayrıntılarda gerekse tartışmalarda boğulmamaya çalışarak vaziyeti anlamaya çalıştık. Nitekim bu çarpıcı değişimi anlamak önemliydi… Hem dinamiklerimiz çerçevesinde politikalarımızı sağlıklı belirlemek, hem de dış dünyaya durumu izah edebilmek açısından…

Anlayalım ki istikameti doğru belirleyebilelim, anlayalım ki anlatabilelim. Değil mi?

BİZİM İŞTE BİR İŞ Mİ VAR?

Yeni seride GSYH seviyelerindeki bazı revizyonlar hayli dikkat çekiciyken, büyüme oranları da yerinde durmamış. Örneğin; 2015 yılı için biz gelişim hızımızı %4 biliyorduk ancak bu, yeni seride %6,1 oluvermiş. Yine 2014, yukarı yönlü bir hareketle, yeni kayıtlara %5,2 olarak geçmiş. 2013 deseniz, büyümesinin sadece yarısından haberdarmışız. Zira eski serideki %4,2 meğer %8,5 imiş.

Diye uzayıp gidiyor örnekler.

Tabii öte yandan, bu güncellemeyi TÜİK icat etmedi. Sonuçta olay, BM şemsiyesi altında uygulanan SNA-2008 sistemi ve bu kapsamda AB’nin benimsediği ESA-2010 hesaplarına dayanıyordu.

Peki madem dayanıyordu da, revizyon sonucunda eskiyle yeni arasında bu kadar ciddi farklar nasıl hasıl olmuştu? Hatta nasılı niçini bağlamında, bu normal miydi?

Hemen bu noktada, “normal”in tanımı olarak akla AB verilerine bakmak gelebiliyordu mesela. Acaba zamanında onlarda da böyle çılgın değişimler olmuş muydu?

Sorunun cevabı ülkeden ülkeye değişiyordu tabii ancak AB geneli göz önüne alındığında, öyle ağzı açık bırakacak farklılıklar görülmüyordu. Örneğin, yıllık GSYH büyüme hızlarına baktığımızda, eski seri ile yeni seri arasında göze çarp(may)an minicik farklar vardı.

O halde bizim işte bir iş mi vardı?

Anlamak için, şimdi detaylara bakalım.

REVİZYON NELER İÇERİYOR?

Yeni sistemin evvela en belirgin metodolojik özelliğini hatırlatarak başlayayım: Zincirlenmiş hacim endeksi…

Açacak olursak, TÜİK eskiden beri kullandığı hesaplama işini artık rafa kaldırıp ESA-2010’a uyumlu bir metotla yola devam ediyor. Bu yöntemde ise, baz yılı olarak belirlenen fi tarihindeki senenin (1998) fiyatlarıyla hesap yapıp durmak yerine, hemen bir önceki yılın fiyatlarını devreye sokarak GSYH hesaplanıyor. Bugün birçok ülke, bu zincirleme bağlantıyı kullanıyor.

Verilerin içine girdiğimizde ise, dikkat çeken bir farklılık olan “yatırımlar”daki fırlamadan daha önce de söz etmiştim. Yeni yöntemde yatırımların içine artık Ar-Ge harcamaları da dâhil edilirken, eskiyle yeni arasındaki ciddi farkın “inşaat”tan geldiğini anlıyoruz.

KAYNAK HUSUSU

Olayın özündeki hususlardan birinin ise, yeni kaynakları hem temin hem de entegre etme meselesi olduğunu vurgulamak gerek. Eski hesaplama yönteminde, bu anlamda kısa dönem istatistikleri ve anketler rol oynarken, şimdi paydaş kurumlarla işbirliği içinde “idari kayıtlar”ın da söz aldığı bir sistemle karşı karşıyayız.

Bunu tersten nasıl tercüme edebiliriz? Eski hesaplarda kaynak sorunlarından mütevellit eksik ölçümler yapılıyormuş.

Veri entegrasyonu, bu anlamda yeni sistemin ana unsuru olma özelliği taşıyor.

Yeni hesapların, gözlenemeyen ekonomiye dair de yeni bir bakış açısı edindiğini belirtmekte fayda var. Bu noktada TÜİK yetkilileri, yöntemin gerektirdiğinin minimumunu uyguladıklarını da özellikle belirtiyor.

O HALDE

Peki, en baştaki sorulardan birine geri dönelim. Hepsi tamam da AB bu güncellemeyi yaptığında ve 2014 yılında hayata geçirdiğinde bu devasa farklar orada neden görülmedi? Görülmemiş, zira onlar on yıllar öncesinden beri idari kayıt kullanmayı başarmış durumdalar. Dolayısıyla bizdeki büyük değişimin asıl müsebbibi olan veri kaynağı sorununun yansımaları, revizyon yapıldığında onlarda pek baş göstermemiş.

Şu var ki, veri entegrasyonu devam ettikçe yeni güncellemeler de uzun vadede belli periyotlarla önümüze gelecek gibi duruyor. Daha yakın bir vade için ise, para politikası başta olmak üzere, yeni resmin çeşitli implikasyonlarını tartışıyor olacağız.

[Yeni Şafak, 30 Aralık 2016]

Etiketler: