Suriye'de Fırat'ın doğusunda güvenli bölge tesisi kapsamında, TSK ve ABD personeli tarafından gerçekleştirilen birleşik kara devriyesi.

Suriye'de Fırat'ın doğusunda güvenli bölge tesisi kapsamında, TSK ve ABD personeli tarafından gerçekleştirilen birleşik kara devriyesi.

Güvenli Bölge Kimin için Güvenli Olacak?

Sayısız ziyaretler ve sonuçsuz müzakerelerin ardından 6-8 Ağustos'ta Savunma Bakanlığı yetkilileri ile ABD'li mevkidaşları arasında gerçekleştirilen görüşmelerde nihayet bir mutabakata varılmıştı.

Sayısız ziyaretler ve sonuçsuz müzakerelerin ardından 6-8 Ağustos’ta Savunma Bakanlığı yetkilileri ile ABD’li mevkidaşları arasında gerçekleştirilen görüşmelerde nihayet bir mutabakata varılmıştı.

Mutabakat Türkiye’nin yakın dönemdeki endişelerinin giderilmesi, ortak bir harekat merkezinin kurulması ve mültecilerin geri dönüşünü sağlayacak ortamın oluşturulması şeklinde özetlenebilecek üç maddeyle kamuoyuna bildirilmişti.

Akim kalmış olan Menbiç mutabakatının yarattığı negatif beklentilerle birlikte düşünüldüğünde sürecin işlediğine dair somut gelişmeler yaşanıyor. Ortak harekat merkezinin kurulması ve akabinde ortak hava ve kara devriyelerinin gerçekleştirilmesi bu anlamda önemli işaretler olarak okunabilir. Uygulanması durumunda mutabakatın üçüncü maddesi de YPG’nin bölgeden çıkarılması ve mültecilerin yerleştirilmesine dair planı açıkça dile getiriyor.

Bununla birlikte Türkiye’nin 2012’den beri dile getirdiği endişelerin giderebileceğine dair kuşkular da devam ediyor.

Bu kuşkuların kaynağı ise ABD’nin şimdiye kadar ki oyalama taktiğini devam ettiriyor olmasıdır.

Türkiye, ABD ile varılan mutabakatın adım adım ve hızlıca ilerlemesine yönelik bir beklenti içinde iken Washington yönetimi ise işi ağırdan alıyor.

Türkiye atılan adımların somut sonuçlar üretmesini beklerken ABD için sürecin işliyor olması daha önemli.

Türkiye bu mutabakatın sonuç alıcı bir mekanizma olmasını beklerken ABD ise bunu bir süreç olarak görmekte ve PYD’nin varlığını konsolide edecek adımlar atmaya devam etmektedir.

Mutabakatın ardından ortak hava ve askeri devriyeler gerçekleştirilirken PYD’nin kontrol ettiği alanlara yığınak yapmaya devam etmesinin başka bir açıklaması olamaz.

Bu tablo Türkiye ile ABD arasında güvenli bölgenin işlevi ve nihai amacı konusunda çok daha temelden bir ayrışma olduğunu gösteriyor.

Türkiye güvenli bölgeyi YPG’nin bir şekilde tasfiye edileceği ve mültecilerin yerleştirilmesi yoluyla mülteci yükünü hafifletmeye dönük bir süreç şeklinde, ABD ise YPG’nin özerk bir şekilde varlığını koruduğu fakat Türkiye’nin de yatıştırılabileceği bir formül olarak görüyor.

Mutabakatın işlediğini gösteren gelişmelere rağmen Türkiye’nin operasyon hazırlıklarına devam etmesi ve kendi gücüyle Fırat’ın doğusuna girebileceğine dair ifadeleri sık sık dile getirmesinin arkasında bu ayrışma yatmaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM Genel Kurulunda Fırat’ın doğusuna dair dile getirdiği ifadeler ise Türkiye’nin kısa ve orta vadede bölgeye dair planlarını yansıtmaktadır.

Plana göre yaklaşık beş yüz kilometre uzunluğunda ve otuz iki kilometre derinliğindeki bölge terörden arındırılacak ve bir milyon mültecinin geri dönüşüne imkan tanıyacak şekilde hazırlanacaktır.

Dahası Rakka ve Deyrizor’un da bu plana dahil edilmesiyle üç milyondan fazla mültecinin geri dönüşü sağlanmış olacaktır. Uygulanabilmesi için ihtiyaç duyulan yaklaşık 26 milyar dolarlık bütçe ise ayrı bir tartışma konusu oldu. Fakat bugüne kadar BM, AB ve Türkiye’nin kırk milyar doları aşkın bir maliyet ürettiğini unutmayalım.

Bu plan şu ana kadar Suriye krizinin ürettiği sorunların çözümüne dair ortaya konulmuş ve uygulanabilecek en somut plan olarak uluslararası kamuoyunun tartışmasına sunuldu.

Plan hem Türkiye’nin kısa vadedeki güvenlik endişelerine hem de Avrupa’nın şu anda potansiyel tehlike olarak gördüğü mülteci tehlikesine kökten bir çözüm getirme potansiyeline sahip.

Türkiye’nin tavrı ortada. Güvenli bölge ile kendisinin olduğu kadar Avrupa’nın da güvenliğine katkı yapacak şekilde bir formül üretti. ABD ve Avrupa ülkelerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı plana karşı tavırları hem niyetlerini hem de sürecin gidişatını belirleyecek. Daha açık bir ifadeyle ABD ve Avrupa ülkelerinin güvenli bölgeyi kendileri ve Suriyeli mülteciler için mi yoksa YPG için mi istedikleri ortaya çıkacak.

[Sabah, 5 Ekim 2019]

Etiketler: