CREATOR: gd-jpeg v1.0 (using IJG JPEG v80), quality = 100

CREATOR: gd-jpeg v1.0 (using IJG JPEG v80), quality = 100

Darbe Girişiminde Başarısız Olan FETÖ’ye Destek, Kredi Derecelendirme Kuruluşlarından

2008 küresel ekonomik krizinden başarıyla çıkan, tüm kaos ve darbe girişimlerine güçlü duran ülke ekonomisini görmezden gelen kredi derecelendirme kuruluşlarının birden Türkiye'ye karşı ilgileri arttı.

Darbe girişimi sonrası kredi derecelendirme kuruluşları tekrar sahnede. Darbe girişiminin hemen akabinde yaptıkları açıklamalarla sanki kaotik ortamı bekliyorlar ve ülke ekonomisini felç etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Son olarak, Moody’s 2013 yılında Türkiye’ye verdiği yatırım yapılabilir kredi notunu, yatırım yapılabilir seviyenin altına indirdi.

Yalnız Moody’s değil, S&P zaten Türkiye’ye kötü not vermek için kronik gönüllü. 1994 yılından beri Türkiye’ye yatırım yapılabilir seviyede not vermedi S&P. Tabii şimdi bir de Fitch var, sırada bekleyen. Üstelik Türkiye’nin Fitch ile ülke notunun belirlenmesi konusunda anlaşması var.

Bu dönemde, yani 15 Temmuz’dan sonra, kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye hassasiyeti oldukça arttı her ne hikmetse. 2008 küresel ekonomik krizinden başarıyla çıkan, sonrasında da tüm kaos ve darbe girişimlerine güçlü duran ülke ekonomisini görmezden gelirken, birden Türkiye’ye karşı ilgileri arttı. Ancak kararları art niyetli ve maksatlı. Üstelik, bunu öyle açık ve ahlaksızca yapıyorlar ki, attıkları her adım gerçekten çok sırıtıyor.

Anlaşılan o ki, Türkiye ekonomisi, kredi derecelendirme kuruluşlarını 15 Temmuz’dan sonra da şaşırttı. Çünkü bu kuruluşlar, darbe girişimi sonrasında ekonominin kısa sürede toparlanacağını ve ekonomik büyümenin devamını beklemiyorlardı.

Ekonomi çok kısa sürede toparlanıp, olumsuzluklar ortadan kalkınca hem bu kuruluşlar hem de Türkiye alerjisi olan yabancı finans kuruluşları şaşkına dönmüş şekilde ne yapacaklarını bilmiyorlar.

Dolayısıyla Moody’s kararı, Moody’s ile hareket eden ve birçok ortaklıkları olan banka ve finansal kuruluşların Türkiye ekonomisine bir operasyonu olarak öne çıkıyor.

KARARLAR SİYASİ VE ABSÜRT

Bu durum çok mu yeni? Tabii ki hayır.

Kredi derecelendirme kuruluşlarının bugün olduğu gibi geçmişte de verdikleri kararların gerekçeleri adil ve objektif değildi. Moody’s’in son verdiği not indirim kararının gerekçesine baktığımızda da aynı durum karşımıza çıkıyor:

Mooody’s’e göre, “makroekonomik temeller zayıflamış, cari açık ve ekonomik büyüme rakamları konusunda sıkıntılar var ve önümüzdeki 2-3 senelik dönemde ekonomide iyileşme belirtileri yok”.

Kendini uluslararası bir kurum olarak lanse eden bu kuruluşun, Türkiye’ye verdiği not gerekçeleri dikkate alınmayacak kadar absürt ve anlamsız.

Neden mi anlamsız?

Bunun için hiç geriye gitmeye gerek yok. Bu kuruluşların 2008 yılında yüksek not verdiği birçok banka ve finansal kuruluş, bir gün sonra iflas etti. Kredi derecelendirme kuruluşlarının yüksek not verdiği banka ertesi gün batıyorsa, 2-3 senelik dönemde Türkiye ekonomisinin iyileşme ihtimalinin olmadığı nasıl söylenebilir?

Üstelik bunu da, dünyada ekonomik büyümenin yavaşladığı, halen küresel ekonomik krizin etkileri devam ettiği, Türkiye ekonomisinin ise 2009 yılından beri sürekli büyüdüğü ve 2016 yılının ilk yarısında da yüzde 3.9 büyüme gerçekleştirdiği, cari açığını sürdürülebilir seviyeye getirildiği ve darbe girişiminin tortularının kısa sürede temizlendiği bir dönemde söylüyor.

Türkiye 2016 yılı ikinci çeyreğinde hem G20 ülkeleri hem de OECD ülkeleri içerisinde en yüksek büyüme gösteren ilk dört ülke içerisinde yer aldı. Daha ne olsun?

Moody’s’in not indirimi yaparken adil ve objektif ekonomik gerekçeleri yoksa, bu not indiriminin gerçek sebebi nedir?

TÜRKİYE YATIRIM YAPILABİLİR NOTU OLMAKSIZIN ÇOK ŞEY YAPTI

Şunu da söylemek lazım. Kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye için yatırım yapılabilir notunun olmaması, dünyanın sonu değil. Bu kuruluşların notuyla hareket eden ve bu nota göre yatırım yapan fon sahiplerinin oranının toplam fon içindeki payı zaten çok düşük.

Asıl dikkat edilmesi gereken, ekonomimize ve ekonomik göstergelerimize güvenmek ve bu göstergeleri iyileştirmek. En önemlisi de piyasalarda oluşan ve derecelendirme kuruluşlarının notundan çok daha önemli ve ekonomideki dinamikleri temsil eden CDS primlerini düşürmek.

Türkiye 2002 yılından 2012 yılına kadar tüm ekonomik atılımlarını ve iyileşmeleri hiçbir kredi derecelendirme kuruluşu tarafından yatırım yatırılabilir notu olmaksızın ve üstelik bu kuruluşlara karşın gerçekleştirdi.

Bu güven notu, kredi derecelendirme kuruluşlarının verdiği haksız nottan çok daha değerli ve kıymetlidir.

[Yeni Şafak, 26 Eylül 2016]

Etiketler: