d0c2981215ae96a9afb0ab7dc9f79802

Belki de Dünya’nın Krizi Bizim Kurtuluşumuzdur

Önemli olan, iktidarına malik olabilmek, yaklaşan bölgesel ve küresel saldırılar karşısında dağılmamak, birliğimizi, dirliğimizi muhafaza edebilmek.

İçinde bulunduğumuz bölge yüz yıl öncesine ne çok benziyor. Peki ya bir bütün olarak dünya? O da II. Dünya Savaşı’nın patlak vermek üzere olduğu günleri anımsatıyor.

Bozulan sınırlar, parçalanan devletler, kaos siyaseti, kısa vadeli planlar, parçalanan ittifaklar, sürekli ve mikro alanlarda kurulan işbirlikleri… Ve elbette sürekli kendisinden bahsedilen, ancak gerçek anlamda hesaba katılmayan bir “büyük çatışma” riski… Batı dünya egemenliğinin ağır kriz ve meydan okumalarla karşı karşıya kaldığı bir dönem…

***

Dün, bir vesileyle 20. yüzyılın ilk yarısında Türkiye’de önemli eserler veren Ahmed Hamdi Başar’ın dönemin dünya sistemine ilişkin fikirlerini gözden geçiriyordum. Ahmed Hamdi Başar’ın kaleme aldığı satırları okurken bugünle paralellik kurmamak mümkün değil.

Diyor ki Başar, “dünya bir buhran ve intikal devresine girmiş” durumdadır.

“Harpler, ihtilaller, piyasa buhranları bu dönemin birbirini kovalayan tabii arızalarıdır.” Bu noktaya nasıl gelindiğini ise şöyle izah ediyor: “Bir yandan sömüren, öbür yandan sömürülen milletler arasında geniş ve doldurulamaz uçurumlar açılmış, bu yüzden serbest değişime dayanan medeniyet çökmeye mahkûm kalmıştır.” Başar’ın dönemin ezberci Marksistlerinden olduğunu sanmayın sakın.

Ona göre dünya sistemindeki krizin kaynağı “sınıf çelişkisi” onun deyişiyle “sınıf tezadı” değildir. Batı medeniyeti bir “müstemleke tezadı” yani “sömürge çelişkisi” üretmiştir. Sınıf çelişkisi, enternasyonal değil, yereldir. Buna mukabil sömürge çelişkisi evrenseldir.

Ahmed Hamdi Başar, dünya sisteminin duçar olduğu bu sömürge çelişkisinin “Batı medeniyet düzeni”ni yıkacağını ve “yeni bir medeniyet düzenine doğru itecek (bir) nitelik” taşıdığını söyler.

***

Başar’ın beklediği gibi olmadı. Batı, 1945 sonrasında bu sömürge çelişkisini sahne gerisine çekmeyi başardı. ABD bu sürece öncülük etti. Sömürülenlere modernleşme ve kalkınma vaadinde bulundu.

Sömürenlere daha çok sömürebilecekleri bir uluslararası sistem seçeneği sundu.

Birleşmiş Milletler düzeni de, Uluslararası Para Fonu da böyle bir sistemin ürünü olarak ortaya çıktı.

Ne var ki, Batı medeniyetinin sömürge çelişkisi çözülmüş olmadı, sadece ertelendi.

Gele gele bugüne gelindi. 1945 sonrasında bir kez daha kurulan serbest ticaret paradigması parçalanmaya başladı. Liberal demokrasi rejimi güç kaybetti. Irkçılık Batı’nın siyasal muhayyilesini neredeyse teslim aldı. ABD, ağır bir sistem kriziyle karşı karşıya kaldı, yerleşik kurumlar çatırdamaya başladı.

***

Çevremiz, bölgemiz, dünyamız bu halde. Haklı olanın değil, güçlü olanın ayakta kalacağı bir dönem bu.

Bu ortamda en son kulak verilmesi gereken şey, siyaseten doğrucu laflar.

Jenerik cümlelerle madde madde “aslında biz çok haklıyız” diyerek çözüm önerileri sıralamak beyhude.

Önemli olan, iktidarına malik olabilmek, yaklaşan bölgesel ve küresel saldırılar karşısında dağılmamak, birliğimizi, dirliğimizi muhafaza edebilmek. Belki o zaman Ahmed Hamdi Başar’ın o günlerde söylediği, ancak hayata geçemeyen şey bizim için gerçek olur. Belki de “dünya buhranı bizim kurtuluşumuz olur!”

[Sabah, 18 Ekim 2017]

 

Etiketler: