Avrupa - Yerküre

Batı’nın Türkiye Politikası: Sorumsuz Parlamentolar

Son yıllarda Batılı ülkelerle Türkiye arasındaki ilişkilerde genel olarak sorunların ağır bastığı ve birkaç istisna dışında iş birliği havasına pek rastlanmadığı ortada... Bunun birçok nedeni var ama bunlardan en önemlisi, Ankara’nın dış politika tercihlerinden hoşlanmayan çevrelerin Avrupa ve Amerikan kamuoyunda oluşturmayı başardığı Türkiye karşıtı hava diyebiliriz. ABD, Almanya ve Fransa gibi ülkelerin, Türkiye siyasetine müdahale imkânlarının AK Parti iktidarı döneminde azalması da bu ülke yönetimlerini rahatsız eden ve Ankara’ya karşı daha sert politika izlemelerine neden olan bir faktör.

Son yıllarda Batılı ülkelerle Türkiye arasındaki ilişkilerde genel olarak sorunların ağır bastığı ve birkaç istisna dışında iş birliği havasına pek rastlanmadığı ortada… Bunun birçok nedeni var ama bunlardan en önemlisi, Ankara’nın dış politika tercihlerinden hoşlanmayan çevrelerin Avrupa ve Amerikan kamuoyunda oluşturmayı başardığı Türkiye karşıtı hava diyebiliriz. ABD, Almanya ve Fransa gibi ülkelerin, Türkiye siyasetine müdahale imkânlarının AK Parti iktidarı döneminde azalması da bu ülke yönetimlerini rahatsız eden ve Ankara’ya karşı daha sert politika izlemelerine neden olan bir faktör.

Batı’da Türkiye karşıtlığında son dönemde parlamentoların hükûmetlerin önüne geçmesini nasıl analiz etmek gerekiyor?

Avrupa Parlamentosu’nun ve Amerikan Kongresi’nin Türkiye-Avrupa ve Türkiye-ABD ilişkileri konusunda son derece sorumsuz davrandıkları ve Avrupa Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrel Fontelles’in ifadesiyle Türkiye’ye karşı haçlı seferlerini yeniden hayata geçirmek isteyen bir tavır içerisinde oldukları görülüyor.

Türkiye ziyareti dönüşünde Avrupa Parlamentosu’nda sıkıştırılan Fontelles, parlamenterlerdeki aşırı Türkiye karşıtı havayı görünce, AP çatısı altında Türkiye’ye karşı savaşçı bir hava oluştuğunu ve Türkiye’ye karşı kutsal ittifak çağrısı yapan Papa V. Pius’u görür gibi olduğunu söylemek zorunda kaldı. Savaş baltalarını çıkaran AP milletvekilleri tecrübeli İspanyol diplomatta Türkiye-Avrupa ilişkilerinin geleceğine dair derin bir hayret ve endişe uyandırmış olmalı.

Aynı hayret ve endişeye, geçen yılın ekim ve aralık aylarında Amerikan Kongresinin her iki kanadında Türkiye karşıtı yasa ve tasarılar büyük çoğunluklarla kabul edilirken yapılan tartışmalara şahit olan ve henüz Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceği konusunda rasyonel düşünme melekesini kaybetmemiş kimseler de kapılmıştır.

Amerikan Kongresi ve Avrupa Parlamentosu’nda ağır bir Türkiye düşmanı havası oluşmuş durumda.

Yürütme sorumluluğuna sahip hükûmetler ise Türkiye ile ilişkiler konusunda “sorumsuz” parlamentolara göre daha temkinli bir yol izlenmesi için çaba sarf ediyorlar.

Aslında gerek Avrupa hükûmetleri gerekse Amerikan yönetimi, başta PKK ve FETÖ terör örgütleriyle mücadele konuları olmak üzere, birçok meselede zaten Türkiye’nin canını çok sıkan ve müttefiklik hukukuyla bağdaşmayan bir tutum içerisindeydiler. Ama şimdi Kongre ve AP’deki Türkiye düşmanı tavır karşısında onların Türkiye politikaları (Fransa, Yunanistan ve Avusturya gibi birkaç istisna dışında) daha ılımlı ve rasyonel bir çizgide kalıyor.

Peki, Batı parlamentolarındaki bu aşırı Türkiye düşmanlığını, sadece yürütme mevkilerinde bulunmayan milletvekilleri ya da senatörlerin “sorumsuz” tavırlarıyla açıklayabilir miyiz?

Aslında, Türkiye ile rasyonel bir ilişki geliştirilmesinin AB’nin de çıkarına olduğunu bilen Josep Borrel’in Avrupa Parlamentosu’nda kendisini sıkıştıran savaş çığırtkanları karşısındaki çaresizliği Türkiye-Batı ilişkilerinin geldiği noktayı gösteriyor.

Yıllarca Türkiye’ye karşı yürütülen karalama kampanyaları öyle bir etki doğurdu ki, artık Ankara ile ilişkilerde rasyonel bir çizgiyi savunan politikacıların ikna etmeleri gereken geniş bir Türkiye karşıtı kitle var. Medyadan, bürokrasiye ve parlamentolara uzanan bu kitleyi ikna etmeden hem AB hem de Türkiye’nin yararına olacak rasyonel adımların atılması çok zorlaştı. Çünkü Batı kamuoyu Türkiye’deki Erdoğan ve AK Parti iktidarının yıkılmasına o kadar şartlandırıldı ki, şimdi bir türlü devirmeyi başaramadıkları o iktidarla sağlıklı bir ilişki kurulabileceğine inanmak istemiyor.

Bu durumda Batı’daki karar vericilerin önünde iki seçenek kalıyor. Ya Türkiye’deki iktidara karşı yıllarca yürüttükleri karalama kampanyalarının izlerini silip kendi kamuoylarını Türkiye ile egemen eşitliğe dayalı yeni bir ilişkiye hazırlamak ki, böyle bir yolu tercih etseler de bu çok zaman alacaktır.

Ya da Türkiye’deki mevcut iktidarı devirip daha rahat çalışabilecekleri bir hükûmetin gelmesi için çalışmaya devam etmek ki, geçen yıllar bu tavrın Türkiye-Batı ilişkilerini her geçen gün daha kötüye götürdüğünü gösterdi…

[Türkiye, 11 Temmuz 2020]

Etiketler: