Askeri harekat

Barış Koridorunda Riskler, Fırsatlar ve Adımlar

Riskler, fırsatlar ve atılması gereken yapılandırma adımları yanında, Türkiye, diplomatik alanda girişimlerini ve askeri hazırlık seviyesini üst düzeyde tutmak zorunda. Riskler dikkate alındığında, fırsatları değerlendirmek ancak "bölgesel" başarının stratejik "hikaye"ye dönüştürülmesini gerektiriyor.

Türkiye, Fırat Nehri’nin kuzeydoğusunda hudut güvenliği, terörist oluşumları temizlemek ve göçmenlerin geri dönüşü için bölgede uygun koşulları hazırlamak amacıyla, diplomatik ve askeri girişimlerini tamamlamak üzere. Bu çerçevede askeri harekat yoluyla terör örgütünün devletleşme kabiliyetinin olmadığı ortaya konurken diplomatik ustalıkla iki süper güç, Türkiye’nin hareketlendirdiği dinamikleri kabullenmek zorunda kaldı. Dolayısıyla Suriye krizinin yeni bir dinamizm istikametinde doyum noktasına ulaşmakta olduğu anlaşılmış oldu. Bundan sonra stratejik döngülerin, taktik yansımaları ile teknik düzenlemeler ön plana çıkacak.

Bahsedilen genel resim çerçevesinde üzerinde anlaşmaya varılan mutabakatların askeri gereklilikleri halen yerine getirilmekte. Öte yandan Türkiye’nin hudutları boyunca karşılaşılabilecek riskler, fırsatlar ve atılması gereken adımlar yapılan analizlerin ana konusunu teşkil etmekte. O halde söz konusu riskler nelerdir, fırsatlar nasıl değerlendirilebilir ve hangi adımlar atılmalıdır?

Riskler başlığı altında beş husus ön plana çıkmakta. Birincisi, PKK/PYD’nin meşrulaşma ve “hami” bulma gayretlerinin devam etmesi. Mevcut resim dahilinde, Rusya ve ABD’nin halen kontrolü altında olan bölgelerde terör örgütünün toparlanması ve varlığını devam ettirmesi mümkün görünüyor. Bu nedenle söz konusu iki süper gücün diplomatik baskı altında tutulurken psikolojik harbin üst perdesinin icra edilmesi gerekmekte. İkinci husus Esed rejiminin Münbiç ve Fırat’ın doğusunda kontrolü sağlaması sonrası şahit olunabilecek insan hakları ihlalleri ve etnik temizlik gayretleri. Mutabakatların ilanı sonrası, Rusya’nın güdümündeki Esed rejimi; intikam maksatlı uygulamaları yürürlüğe sokabilir. Rejimin bu gayretlerinin bir sonucu olarak, üçüncü risk şeklinde, yeni bir göç dalgasına şahit olunabilir. Nitekim yaklaşık 800 bin insanın yaşadığı Münbiç şehrinin sakinleri, rejimin Münbiç’e yerleşmesi sonrası el-Bab, Azez veya Türkiye’ye göç etmeye zorlanabilir. Dördüncü risk unsuru ise Fırat’ın batısında yer alan Tel Rıfat ve İdlib bölgelerinden kaynaklanıyor. Rus desteğinin şımarıklığını yaşayacak rejim, söz konusu iki bölgede daha agresif olabilir. Son olarak PKK/PYD, Türkiye ve Irak’ta eylemlerini artırma eğilimine girebilir.

Riskler yanında Fırat doğusunda tesis edilen yeni statünün fırsatları Suriye krizini sonlandıracak kadar umut verici konu başlıklarını içermekte. Özellikle Cenevre süreci kapsamında Anayasa Komitesinin faal hale getirilmesi ve siyasi çözüm istikametinde adımların atılması artık mümkün. Türkiye, ABD ve Rusya’nın hamiliğini yapabileceği demokratik süreç maliyet etkin bir çözümü gündeme taşıyabilir. Demokratik sürece ve tesis edilecek güven ortamına paralel olarak Suriyelilerin normalleşmesine yönelik yeniden yapılandırma faaliyetlerine öncelik verilebilir. İmar gayretleri ve refah artırıcı tedbirler göçmenlerin güvenliği sağlanmış bölgelere dönüşünü teşvik edebilir.

Riskler ve fırsatlar bağlamında karşılaşılan karmaşıklık kafalarda soru işareti yaratsa da Türkiye tarafından yeniden yapılandırma gayretlerinin her halükarda başlatılması önem arz ediyor. Bu çerçevede Türkiye’nin sıklıkla dile getirdiği insani yardım ve yapılandırma faaliyetlerinin bir an önce başlatılması yeni bir dönüm noktası olabilir. Bahse konu yeniden yapılandırma gayretlerinin ön koşulu, bölgede güvenliğin “tam” olarak tesis edilmesi. Aynı anda sivil halkın acil insani ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyor. Çatışma izlerinin silinmesi ve yerel idare kapasitesinin tesis edilmesi önemli konu başlıkları şeklinde ortaya çıkıyor. İmar faaliyetleri kapsamında, altyapı ve üstyapı inşası ile yerleşim yerleri kurulacağı zaten ilan edilmiş durumda. İlave olarak yerel ekonominin kurulması ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir toplum için uygun koşulların oluşturulması arzulanıyor.

Türkiye’nin hududa yakın valilikleri ve belediyeleri yeniden yapılandırmada asli sorumluluğa sahip olacak. Böylece maliyet etkin bir yöntemle güvenliği sağlanmış bölgelerde yaşam koşulları iyileştirilebilir. İlaveten AFAD gibi merkezi kurumlar ile Suriye Geçiş Hükümetinin imar faaliyetleri, valilikler ile belediyeleri destekleyecek nitelikte. Gaziantep Valiliği ile Büyükşehir Belediyesinin el-Bab ve Azez’de yeniden yapılandırma icraatları bir başarı hikayesi şeklinde karşımıza çıkıyor. Öte yandan ABD, Rusya ve Avrupalı devletlerin, “sorumlu devlet” kavramı çerçevesinde, sorumluluk üstlenmeleri önemli bir beklenti olarak ortaya çıkıyor.

Riskler, fırsatlar ve atılması gereken yapılandırma adımları yanında, Türkiye, diplomatik alanda girişimlerini ve askeri hazırlık seviyesini üst düzeyde tutmak zorunda. Riskler dikkate alındığında, fırsatları değerlendirmek ancak “bölgesel” başarının stratejik “hikaye”ye dönüştürülmesini gerektiriyor.

[Sabah, 26 Ekim 2019]

Etiketler: