Bayrak

Almanya’daki Türk Diasporası Üzerindeki Baskı

Almanya'daki gözlemimiz Türkiye söz konusu olduğunda Almanların alışık olduğumuz rasyonel ve soğukkanlılığı bir kenara bırakarak aşırı bir duygusallık ve öfke içerisinde hareket ettikleri yönündedir.

Bir önceki yazımda Almanya’nın kendisini Türkiye’deki kültür mücadelesinin (kulturkampf) tarafı olarak gördüğünü belirtmiştik. Alman siyaseti, medyası ve STK’ları bu mücadelede Cumhurbaşkanımız üzerinden Türkiye’deki muhafazakârları, milliyetçileri ve dindarları ötekileştirmekte ve şeytanlaştırmaktadır. Bu politikanın aynı doğrultuda Almanya’daki Türk diasporasına yönelik de uygulandığını görmekteyiz.

Türkiye kökenli diaspora makbul olan ve olmayan olarak ikiye ayrılmış durumdadır. Makbul olanlar asimile olmuş, gündelik hayatından İslamiyeti çıkarmış, Türkiye karşıtı kesimlerden oluşmaktadır. Bunların içerisinde Türkiye düşmanı PKK sempatizanları, marjinal sol ve ana akım İslam’dan kopmuş Aleviler ve FETÖ mensupları ayrıcalıklı konumdadır. Bu kesimlerin medyada, siyasette ve akademide önleri açılmakta, Ermeni yasa tasarısında olduğu gibi Türkiye’ye karşı koçbaşı olarak kullanılmaktadırlar.

Almanya bir türlü asimile edemediği muhafazakâr ve milliyetçi Türkleri geleceği açısından bir tehdit olarak görmektedir. Türkiye kökenli toplumun neredeyse %70’ini bulan bu kesimler sistematik bir biçimde siyasetten, akademiden ve medyadan dışlanmaktadırlar. Bugün açıktan dindar bir hayat süren, namaz kılan, oruç tutan bir kişinin Almanya’da herhangi bir siyasi partide ya da Alman medyasında bir yer bulabilmesi, yer bulsa bile üst pozisyonlara gelmesi mümkün değildir.

Almanya’da yaptığımız bir saha araştırmasında bu konuda çok ilginç örneklere rastladık. Meşhur bir Alman dergisi Müslümanlar ve İslamiyet ile ilgili bir editör aramaktadır. Bu pozisyon için Almanya’da doğmuş, anadili Almanca olan ve bu sahada Almanya’nın en yetkin serbest gazetecilerinden olan bir şahıs önerildiğinde dergi yönetiminin cevabı o gazetecinin “fazla müslüman” olduğu olmuştur. Başka çarpıcı bir örnek bir araştırma kuruluşunda çalışan üst düzey bir araştırmacının gençliğinde siyasete ilgi duyduğu, bir partiye üye olduğu ama bir zaman sonra içki içmeyen, domuz eti yemeyen dindar bir Müslüman olarak Almanya’da siyasi bir kariyer yapamayacağını gördüğü için siyaseti bırakmasıdır.

İşin kötü tarafı Türklerin büyük bir kısmının bu durumu kabullenmiş olmasıdır. Adeta öğretilmiş bir çaresizlik durumu hâkimdir. “Ne yapalım Almanya’da şartlar böyle, Almanya bir göç ülkesi olduğunu kabul etmiyor, burası İngiltere değil” gibi söylemler muhafazakâr Türkler arasında yaygın durumdadır. Bir diğer söylemse muhafazakârların eğitim düzeyinin 1980 darbesi sonrası Almanya’ya kaçan eğitimli sol kesimlere göre düşük olduğu ile ilgili genel kabuldur. Hâlbuki bu tespit doğru olsa bile bugün artık ikinci ve üçüncü kuşak arasından Almanya’da doğmuş büyümüş, üniversite eğitimi almış bir kesim oluşmuş durumdadır. Fakat bunlar Almanya’da hâkim olan seküler kültürü paylaşmadıkları için önleri kapatılmakta ve kendi dernekleri içerisinde faaliyet göstermek zorunda kalmaktadırlar. Bir kısmıysa çareyi Türkiye’ye göç etmekte bulmaktadır.

Almanya ile yaşanan son gerilimlerden ama özellikle de Almanya’daki Türklerin ezici çoğunluğunun referandumda “Evet” demesinden sonra Alman medyası’nın neredeyse tamamının yaptığı tek sesli karalama kampanyaları sonucu bu kesimlerin gündelik hayatta işleri daha da zorlaşmış durumdadır. Muhafazakâr ve milliyetçi Türk işadamları, STK’lar, camiler maliye ve çeşitli devlet kurumları tarafından denetimlerin arttırılması ve para cezaları yoluyla baskı altına alınmakta, ilkokuldan liseye kadar Türk çocukları sınıflarda Türkiye ile ilgili siyasi meseleler tartıştırılarak pozisyon almaya zorlanmakta, Türk STK’ları için çalışan Alman avukat, muhasebeci ve diğer mesleklerden kişiler Alman meslektaşları tarafından mahalle baskısına maruz kalmaktadırlar. Almanya’da yürütülen kara propaganda o raddeye varmış durumdadır ki sokakta yaşayan ve Penner diye tabir edilen berduş takımı bile Türkiye ve Erdoğan konularında ahkâm kesmeye başlamışlar. Daha da kötüsü Türkiye ile ilgili siyasi pozisyonu bilinen muhafazakâr Türkler Alman komşuları tarafından dışlanmakta, hakarete uğramaktadırlar.

Türk toplumun kahir ekseriyetini oluşturan bu kesimlerin üzerinde inşa edilen bu ağır mahalle, medya, siyaset ve devlet baskısının Almanya’ya ne fayda getireceği ise meçhuldür. Aksine referandum sürecinde görüldüğü üzere böyle bir baskı ters teperek muhafazakâr ve milliyetçi kesimleri daha da birbirine kenetleyecektir. Fakat Almanya’daki gözlemimiz Türkiye söz konusu olduğunda Almanların alışık olduğumuz rasyonel ve soğukkanlılığı bir kenara bırakarak aşırı bir duygusallık ve öfke içerisinde hareket ettikleri yönündedir. Bu gözlemimizi ve bunun nedenlerini bir sonraki yazımızda irdeleyelim.

[Fikriyat, 5 Eylül 2017]

 

Etiketler: