Türkiye

Ağır İdeolojik Kampanya

Türkiye'ye yönelik ağır ideolojik kampanyanın hedefi, Ankara'nın Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz'deki yeni hamlelerinin taktik kazanımlardan stratejik kazanımlara dönmesini engellemek.

Türkiye’nin etrafındaki bölgelerde giderek derinleşen güç boşluğunu doldurmak için etkili hamleler yapması birçok başkentin hesaplarını bozuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde Türkiye’nin “fark oluşturabilen bir bölgesel-küresel aktöre” dönüşmesi rahatsızlık veriyor.

Şimdilerde bu listenin başında Fransa, BAE, Mısır, Yunanistan ve İsrail bulunuyor.
Her biri maksimalist talep ya da kapsamlı bölgesel nüfuz peşinde olan bu ülkelerin medyası Ankara’yı sınırlandırmak için ağır bir ideolojik kampanya yürütüyor.

Fransız ve Yunan medyası “İmdat! Osmanlılar geri geliyor” yaygarasında.
İsrail medyası Türkiye’nin “laik, aydın bir NATO üyesi” olmaktan çıkarak “İslam Cumhuriyeti” haline geldiğini iddia ediyor.

Bu yeni Türkiye’nin “yayılmacı emellere sahip İran’ın Sünni eş değeri” olarak sadece İsrail’e değil “NATO’ya da tehdit olduğu” saçmalığını köpürtüyor.

BAE fonlu Arap medyası ise iki katmanlı bir söylemle saldırıyor. Bazen Ankara’yı Müslüman Kardeşler siyaseti takip etmekle suçlayarak darbeci Sisi yönetimindeki Mısır ile Libya’da çatıştırmak için uğraşıyorlar.

Bazen de Erdoğan’ın Arap halkları nezdindeki itibarını zedelemek için “Araplara karşı savaşan Türk milliyetçisi” profili oluşturuyorlar. Buna arada ABD ve Avrupa medyasında “Erdoğan Batı’ya medyan okuyor” söylemini eklediğinizde kampanyanın parametreleri netleşiyor.

Peki, yakın zamana kadar İran’a karşı yapılan ideolojik kampanyalar neden Türkiye’ye yöneltiliyor? Sebebi tamamen reel.

Türkiye’nin bir İslam Cumhuriyeti ya da yeni Bir Osmanlı imparatorluğu peşinde olmadığını çok iyi biliyorlar.

Yine, İran ile Türkiye’nin ne geçmişi ne rejimi ne stratejik bağlantıları ne Batı de ile ilişkileri kıyaslanabilir.Kırk yıllık devrim ihracı uğraşındaki İran, yaptırımlar ve ideolojik kapanma yüzünden uluslararası sistemle başı dertte olan bir ülke.Halbuki Erdoğan, başta Batılı liderler olmak üzere dünya liderleri ile etkin diplomasi yürüten bir konumda.

ABD Başkanı Trump ile en çok görüşen lider olduğu Amerikan eski güvenlik danışmanı Bolton’un yakınlarda çıkan kitabına yansıdı.

Rus lider Putin ile sık görüşme trafiğini ikinci örnek olarak hatırlatayım, diğerleri de malumunuz.

Elbette, Türkiye’nin dış politikadaki aktivizmi birçok gerilimi barındırıyor.
Giderek kaotik hale gelen uluslararası ortamda yeni güç denklemlerinin oturması için bu kaçınılmaz.

Ancak unutmayalım, Erdoğan’ın siyaseti sadece gerilimi barındırmıyor.
Aynı zamanda gerildiği müttefikleriyle çıkar ortaklaşması sağlayabiliyor.
Hatta rakipleriyle bile çalışabiliyor.

AB ile mülteciler konusunda sorun yaşıyoruz, ancak Avrupa’nın güvenliğine Türkiye’nin sağladığı katkı ortada.

Hem NATO üyesi olarak hem de Suriye krizinin etkilerinden Avrupa’yı koruyan güçlü sınır ülkesi olarak. ABD ile çok sayıda sorun var, ancak Ankara’nın Libya inisiyatifi Washington’un avantajına.

Fransa’nın Kuzey Afrika’nın istikrarını sağlayamadığı, böyle giderse bölgenin Rusya’nın nüfuzuna gireceği açık.

Yine Ankara, Suriye’de iki rakibi (Moskova ve Tahran) ile Astana sürecini yürütüyor.
Türkiye’ye yönelik ağır ideolojik kampanyanın hedefi, Ankara’nın Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’deki yeni hamlelerinin taktik kazanımlardan stratejik kazanımlara dönmesini engellemek.

Yani Türkiye’nin farklı aktörlerle girdiği gerilimlerden diplomasiyi kullanarak kalıcı bir güçlenme ile çıkmasını durdurmak.

Türkiye’nin bölgesinde etkili olması ABD ve Rusya gibi küresel güçler için katlanılabilecek bir değişimdir.

Ancak Fransa ve İsrail gibi bölgesel hegemonya derdindeki güçler için ciddi sorundur.

İsrail’in “sessiz ancak hegemonik” bölge politikasında enstrümanlara dönüşen Körfez monarşilerinin ise Türkiye’den duyduğu “tehdit” daha büyük.

Sebebi de demokratik, kalkınmış ve güçlü liderlikle yönetilen Türkiye onların titrek meşruiyetlerini zayıflatıyor.

Arap Birliği eski genel sekreterinin “Türkiye, İran’dan daha tehlikeli” cümlesini hatırlarsanız bu liderlerin asıl korkusunu fark edersiniz.

Not: Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Libya politikaları için derlenmesine benim de katkıda bulunduğum SETA’nın yeni kitaplarına (Doğu Akdeniz ve Türkiye’nin Hakları ve Libya Krizi: Bölgesel ve Küresel Aktörlerin Politikaları) başvurabilirsiniz.

[Sabah, 18 Temmuz 2020]


Kitap: Libya Krizi | Bölgesel ve Küresel Aktörlerin Politikaları

Kitap: Libya Krizi | Bölgesel ve Küresel Aktörlerin Politikaları

Etiketler: