Kurdish fighters belonging to the People's Protection Units (YPG) put a YPG flag on the door of the central prison in the northeastern Syrian city of Hasakeh on August 23, 2016, after they agreed to a truce with regime forces.
Kurdish fighters and Syrian government forces had clashed heavily for a week in the battle for the northeastern city of Hasakeh before agreeing to a ceasefire. The battle was the most intense ever between the two sides since the start of the Syria war five years ago and drew in both Russian military officials and the US-led coalition.

 / AFP PHOTO / DELIL SOULEIMAN

Kurdish fighters belonging to the People's Protection Units (YPG) put a YPG flag on the door of the central prison in the northeastern Syrian city of Hasakeh on August 23, 2016, after they agreed to a truce with regime forces. Kurdish fighters and Syrian government forces had clashed heavily for a week in the battle for the northeastern city of Hasakeh before agreeing to a ceasefire. The battle was the most intense ever between the two sides since the start of the Syria war five years ago and drew in both Russian military officials and the US-led coalition. / AFP PHOTO / DELIL SOULEIMAN

ABD-PKK/PYD ilişkisi: Kim Kimi Kullanıyor?

Aslında bazı ülkeler terörist örgütleri sadece bir tehdit olarak değil, aynı zamanda bir dış politika aracı olarak görmeye devam ettikleri sürece bu konuda yapılabilecekler çok sınırlı.

PKK, Türkiye’nin canını yakmaya devam ediyor.
New York’ta gerçekleştirilen terör saldırısında 8 kişi hayatını kaybetti ve bütün dünyadan bu saldırıyı kınama mesajları geldi. Herkes terörün çirkin yüzünden bahsedip ABD ile dayanışma mesajları verme yarışına girdi. Bu doğru bir tepkiydi, zira her terörist saldırı şiddetle kınanmayı gerektiriyor.
Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde gerçekleşen PKK saldırısında Türkiye 6 gencecik askerini ve iki güvenlik korucusunu yitirdi. Ancak kimse ABD ile gösterdiği dayanışmayı PKK terörüne kurban veren Türkiye söz konusu olunca göstermiyor.
Türkiye’de terör yüzünden hayatını kaybeden bir insanın ABD ya da Fransa’da aynı nedenden dolayı ölen bir kişiyle dünya kamuoyunda aynı değeri görmesi için ne yapmak gerekir?
Aslında bazı ülkeler terörist örgütleri sadece bir tehdit olarak değil, aynı zamanda bir dış politika aracı olarak görmeye devam ettikleri sürece bu konuda yapılabilecekler çok sınırlı. Terör konusunda bu ikircikli politikaları izleyen ülkeler aynı zamanda dünya kamuoyunu belirleyebilecek medya gücüne de sahip oldukları için, hangi terörist örgütün “kötü” hangisinin ise “iyi” olduğunu belirleme ayrıcalığını da ellerinde bulunduruyorlar.
PKK/PYD de bazı devletler için böyle kullanışlı bir terör örgütü ve tek sahibi olmadığı da açık.
Aynı anda birden fazla sahibi olabildiği gibi, aynı anda birden fazla ülkeye karşı da kullanılabiliyor.
Türkiye ile resmî ittifak ilişkisine sahip olan ülkeler tarafından kullanılabildiği gibi, Ankara ile Orta Doğu politikalarında konjonktürel ittifaklar kuran ülkeler tarafından da kullanılabiliyor.
Kendisi de PKK/PYD/PJAK’ın düşmanca politikalarının hedefi olan bazı ülkelerin bile zaman zaman bu örgütü Türkiye’ye karşı kullanmaları ise sorunun ne kadar karmaşık olduğunun bir başka göstergesi.
Bu konudaki açık gerçeklerden biri, Ankara’nın fırsat vermesi durumunda PKK/PYD terör örgütünü Türkiye’ye karşı kullanacak küresel ve bölgesel aktörlerin her zaman var olmaya devam edeceğidir.
Bu aktörlerin başında NATO “müttefikimiz” ABD geliyor. Yıllarca PKK’yı Türkiye’ye karşı bazen “havuç” çoğu zaman “sopa” olarak kullanan Washington yönetiminin son dönemde Suriye politikasının temel aktörü olarak bu örgütü güçlendirmeye çalıştığı görülüyor. Suriye topraklarının bir kısmında hâkimiyet kurmasını sağladığı PKK’nın Irak ayağına yönelik Amerikan politikasının nasıl şekilleneceği ise merak konusu. Zira Türkiye’nin, PYD/YPG’nin PKK’nın Suriye kolu olduğu yönündeki uyarılarına kulak asmayarak bu örgüte her türlü desteği veren Washington’un, Kandil merkezli PKK’ya açık destek vermesi bu örgütü terör örgütü olarak tanımlamasından dolayı mümkün görünmüyor. Ancak Amerikan yönetiminin PKK’ya Irak topraklarında da dolaylı yollardan destek vermekte zorlanmadığını biliyoruz.
ABD-PKK/PYD ilişkisinde, her ne kadar PKK da kendisinin ABD’yi kullanan taraf olduğunu zannetse de, bu ilişkinin baskın aktörünün ve kazanan tarafın Amerikan yönetimi olduğu şüpheye yer bırakmayan bir gerçektir. ABD’nin Kürtlerle ilişkilerinin tarihi bunun ispatıdır. Türkiye’den istediğini alması durumunda Washington yönetiminin PKK/PYD’yi hiç tereddüt etmeden satacağı da açıktır. Bu satmak, onu çöpe atmak anlamına gelmeyecektir, ileride Ankara’dan isteyeceği yeni tavizler için kullanmak üzere biraz budanarak kenarda bekletilmesi demek olacaktır.
PKK “aracının” Türkiye’ye düşmanlık yapan ülkelerin elinden alınması için hem hükûmete hem de Kürt vatandaşlarımıza çok önemli görevler düşüyor. Hükûmetin, PKK ile mücadeleyi kararlı bir şekilde sürdürürken gerek Türkiye’deki gerekse diğer Orta Doğu ülkelerindeki Kürtleri rencide edici söylemlerden kaçınması ve ülkemizde yaşayan diğer etnik kökenli insanlar gibi Kürtlerin de Türkiye Cumhuriyeti’nin asli unsuru olduğunu vurgulaması önem arz ediyor. Bu çerçevede PKK’nın yapmaya çalıştığı şeyleri bütün Kürtlere teşmil edecek ifadelerden uzak durulması gerekiyor.
Buna karşılık Kürt kökenli vatandaşlarımızın da ayrılıkçı Kürt milliyetçiliğinden uzak durmaları, Orta Doğu’da kurulan geçici ittifaklar sonucu Suriye ve Irak’ta Kürt devletinin kurulması yolunda atılan adımların arkasındaki aktörlerin niyetlerini iyi görmeleri ve Orta Doğu’da yeni devletlerin kurulması girişimlerinin Kürtlere, Türklere, Araplara ve Farslara yeni sorunlar, çatışmalar ve acılardan başka bir şey getirmeyeceğini anlamaları önemlidir.
Ancak bu şekilde PKK/PYD’nin, ABD gibi aktörlerin elinde Kürtlere ve diğer bölge halklarına zarar vermeye devam etmesinin önüne geçilebilir.
[Türkiye, 4 Kasım 2017]
Etiketler: