6 Ocak 2019 | ABD Başkanı Donald Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton (solda) ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (sağda), Batı Kudüs’teki Başbakanlık Ofisi’nde ortak basın toplantısı düzenledi. (AA)

6 Ocak 2019 | ABD Başkanı Donald Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton (solda) ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (sağda), Batı Kudüs’teki Başbakanlık Ofisi’nde ortak basın toplantısı düzenledi. (AA)

ABD İpe Un Seriyor

Türkiye açısından tablo iki açıdan oldukça net: Birincisi, Trump'ın çekilme sözü bir taahhüttür. İkincisi, ABD PKK/PYD ile iş tutmaya devam ederek Türkiye ile ilişkilerini müttefiklik düzleminde yürütemez.

Trump’ın vülgarize bir şekilde dile getirdiği Suriye’den çekilme kararı yine tartışmalı bir noktaya geldi.

Bürokrasiye karşı el yükseltme pahasına aldığı bu kararla psikolojik üstünlüğü elde etmişti.

Bu süreçte çeşitli cenahtan gelen tepkileri de çok umursamamış gibiydi. Mattis, MacGurk ve Vottel’in görevden ayrılmaları Trump’ın kendi politikasını kendisinin atayacağı bürokratlarla yürütmesinin daha mümkün hale geldiği yönünde yorumlar ön plana çıkmıştı.

Ancak önce Trump’ın çekilme takvimi tartışma konusu oldu. Tartışmalı bir noktada olan bir aylık çekilme süresi revize edilerek yüz yirmi güne çıkarıldı.

Böylece, Bolton’un Türkiye ziyareti planlanırken Amerikan askerinin gerçekten çekilip çekilmeyeceği tartışması yeniden gündeme gelmiş oldu.

Trump hala kararından vazgeçmiş değil, ancak çekilme takvimi ile ilgili söylediği sözler bürokrasiye yeniden boyun eğdiğini ve ipe un sermeye başladığını gösteriyor.

Türkiye’nin ilgilendiği mesele başlı başına ABD’nin çekilmesi değil, nasıl ve hangi şartlarda çekildiğidir.

Çekilirken PYD’ye verilen silahların geri alınması elzemdir. Fakat daha önemlisi PYD’ye yeni bir koruma zırhı verilmemesidir.

Nitekim dile getirilen ve Bolton’un da masaya koyması beklenen tampon bölge fikri bu zırhlardan biridir. Ancak bu durumda Türkiye açısından kabul edilemez. Tampon bölgenin İran’ı sınırlandırma bahanesi ile de olsa kabul edilmesi mümkün değildir.

Bir başka zırh ise bölgeye bir Arap gücünün yerleştirilmesidir.

Nitekim bu formül ne Suriye krizinin gidişatı ne de Fırat’ın doğusundaki sorunun çözümü açısından işlevsel değildir. Bu formüllerin Türkiye açısından kabul edilemez olduğunu ABD’de çok iyi biliyor.

Dahası artık PKK ile Türkiye arasında bir tercih noktasında olduklarının da farkındalar.

Bolton’un ‘Kürtler’in korunmasına yönelik garanti’ sözü ise oturacağı pazarlık masasında elini güçlendirmekten çok, Trump’ın verdiği sözden caymak için söylenmiş gibi duruyor.

Dahası PKK ile Kürtleri bu şekilde eşitlemek yalnızca Suriye sahasında değil, Türkiye’de yaşayan Kürtler açısından da oldukça tehlikeli bir yaklaşımdır. Zira bugün Suriye meselesi özelinde söylenmiş bu sözlerin bir başka zaman Irak ya da Türkiye söz konusu olduğunda söylenmeyeceğinin bir garantisi yoktur.

Hal böyle iken Türkiye’nin Bolton’ın ziyaretinin başlamadan anlamsızlaşmak üzere olduğunu söylemek mümkün.

Bolton eğer sahada atılacak adımların koordinasyonu için geliyorsa ne âlâ. Yoksa oyalama için bir taktik izleniyorsa bunun işlemeyeceğinin net bir şekilde anlaşılması gerekiyor.

Türkiye açısından tablo iki açıdan oldukça net: Birincisi, Trump’ın çekilme sözü bir taahhüttür. İkincisi, ABD PKK/PYD ile iş tutmaya devam ederek Türkiye ile ilişkilerini müttefiklik düzleminde yürütemez.

[Fikriyat, 7 Ocak 2019]

Etiketler: