5 Soru: Türkiye İdlib’de Nasıl Bir Askeri Strateji İzledi? |  Bahar Kalkanı Harekatı

5 Soru: Türkiye İdlib’de Nasıl Bir Askeri Strateji İzledi? | Bahar Kalkanı Harekatı

Tarafların İdlib’de, askerî karakterdeki amaçları nasıl okunabilir? İdlib’de tercih edilen askerî yöntem nedir? Türkiye'nin 27 Şubat 2020 sonrası başlattığı Bahar Kalkanı Harekatı'nın askeri stratejik kapsamı nedir? Hava sahası kontrolünü elinde tutan Rusya’ya rağmen İHA/SİHA sistemlerinin başarıyla kullanılmasını ne sağladı? Önümüzdeki dönemde askerî stratejide değişiklik olabilir mi?

  1. Tarafların İdlib’de, askerî karakterdeki amaçları nasıl okunabilir?

Rusya ve İran destekli rejim unsurları; ilk safhada M4 ve M5 yollarını kontrol altına almak ve İdlib kuzey doğusu hariç bölgedeki Suriyeli nüfusu Türk hududunda dar alanda toplamak, ikinci safhada İdlib’i tamamen ele geçirmek ve Suriyeli nüfusu Türkiye’ye geçişe zorlamak, İdlib’i ele geçirmeyi müteakip, PKK/PYD ile koordineli olarak, Afrin başta olmak üzere Türk hududundaki diğer güvenliği sağlanmış bölgelerde aynı askerî manevraları tekrar etmek için hazırlanmak amaçlarını gütmektedir.

Rusya’nın, rejimin bekası üzerine kurgulanan stratejik bakış açısı kapsamında askerî amacının; Lazkiye ve Hmeynim askerî üslerinin güvenliklerinin sağlanması olduğu görülmektedir.

İran’ın, Suriye’de varlığını konsolide etmek amacına yönelik olarak rejime, milisleri aracılığıyla destek vermek ve askerî varlığının rejim nezdinde bir gereklilik olduğunu hissettirmek amacında olduğu söylenebilir.

Rejim, Rusya ve İran’ın haricinde, PKK/PYD’nin, İdlib’deki gelişmelere paralel olarak, amaç ve yönteminin; Afrin, Fırat Kalkanı Harekâtı ve Barış Pınarı Harekâtı bölgelerinde düşük profilde saldırılar yaparak Türkiye’yi yıpratmak, bu çerçevede Türkiye’nin Suriye’de kontrol ve güvenlik sağlayamadığına yönelik bölge halkı ve dış kamuoyu nezdinde izlenim oluşturmak, ABD’nin bölgeden çekilmesi halinde Rusya ve rejimle iş birliği yapmak için kendi lehine uygun koşulları hazırlamak, bu amaçları gerçekleştirmek için bomba yüklü araçlar ve uzun menzilli atışlar gibi saldırıları yöntem olarak kullanmak olduğu anlaşılmaktadır.

Rejim, Rusya, İran ve PKK/PYD’nin İdlib özelinde askerî seviyede amaçları ile karşılaştırıldığında Türkiye’nin askerî amacının; rejim unsurlarının İdlib’e yönelik askerî harekâtının püskürtülmesi yoluyla; tesis edilmiş siyasi uzlaşının devamlılığını sağlamak, diğer bir ifadeyle karşıt tarafı “barışa zorlamak”, İdlib’e yerleşebilecek ve Türkiye’nin güvenliğini tehdit edebilecek terör yapılanmalarının önüne geçmek, İnsani dramların yerinde önlenmesi marifetiyle “sorumlu devlet” olmanın gereğini, gerektiğinde askerî güç kullanarak yerine getirmek, ayrıca göçün uzun dönemli sosyal, ekonomik vb. etkilerini erken dönemde askerî güç yoluyla önlemek olduğu görülmektedir.

  1. İdlib’de tercih edilen askerî yöntem nedir?

İdlib’de, rejim unsurlarının süreklilik haline getirdiği saldırgan tutumun, önceleri hava harekâtlarıyla destekli, küçük kara manevraları şeklinde olduğu görülmüştür. Bu çerçevede, halen başlatılmış geniş çaplı harekât öncesinde, kritik yerleşim ve arazi kesimlerini ele geçirecek bir askerî strateji izlenmiştir. Ancak geniş kapsamlı harekâtın başlatılmasıyla birlikte; İdlib kuzey doğusu, doğusu ve güneyinden İdlib içinde ilerleme sağlanması hedeflenmiştir. Bu yolla organize olamadığı bilinen muhalif unsurların bütünlüğünün parçalanması, M4 ve M5 karayollarının kuzey batısına çekilmeye zorlanması arzulanmış, söz konusu bölgelerde yaşayan Suriyelilerin Türk hududu istikametinde hareketlenmesi amaçlanmıştır.

Özellikle İdlib doğusunda başlatılan saldırı Cilvegözü hudut kapısı istikametine yöneltilmiş, bu yolla Türk gözlem noktalarının ikmal hatlarının kesilmesi amaçlanmıştır. Dolayısıyla rejim, Türk gözlem noktalarının boşaltılmasına yönelik zorlayıcı manevralar icra etmek istemiştir.

Türkiye, rejim tarafından icra edilen harekâtın amaç ve niyetini okuyabilmiş, bu çerçevede öncelikle caydırıcılık bağlamında Türk gözlem noktalarını takviye etmiştir. Ancak bölgeye sevk ettiği yeni unsurlarla, Türk gözlem noktalarının sayısını artırmış, böylece kuvvet yapılanmasında derinlik sağlamış ve güvenlik tedbirlerini üst düzeye çıkartmıştır. Rejimin saldırılarına devam etmesi üzerine İdlib’e sevk ettiği askerî güç miktarını artırarak caydırıcı bir yığınaklanma yapmıştır. Arazinin nispeten düz karakteri ve yerleşim yerlerinin küçük ve dağınık yapısı nedeniyle askerî yığınaklanma yerleşim yerlerinin civarında tesis edilmiştir. Ayrıca İdlib halkının bölgeyi terk etmemesi istikametinde cesaret verici askerî varlık bölgeye yerleştirilmiştir. Hava sahası kullanımındaki kısıtlamalar nedeniyle TSK; fırtına obüsleri, çok namlulu roket atarlar, karadan karaya füzeler gibi klasik ateş destek vasıtalarını bölgede konumlandırmıştır.

Rejim unsurlarının saldırılarını yoğunlaştırması, Rusya’nın hedef gözetmeksizin yapmış olduğu hava saldırılarında orantısız güç kullanması ve Türk birliklerinin hedef alınmasıyla birlikte Türkiye, diplomatik kanalları çalıştırmak yanında, Suriye Milli Ordusu’na (SMO) desteğini artırmıştır. Bu çerçevede kara ateş destek vasıtalarıyla sağlanan destek sonucunda SMO, rejim ordusunun Serakip bölgesinde yoğunlaşan ve M4 ve M5 karayolları kavşağının kaybıyla sonuçlanan saldırılarını durdurabilmiştir. Serakip batısında “doyum” noktasına ulaşan çatışmalar, rejimi İdlib güneyine ağırlık vermeye zorlamıştır. Öte yandan Türk ateş destek vasıtaları rejim unsurları önünde “ateş barajı” oluşturmayı başarmış ve rejimin Türk hududu istikametinde ilerlemesini engellemiştir. Bu nedenle rejim, Türk unsurlarını doğrudan hedef almaya başlamıştır.

  1. Türkiye’nin 27 Şubat 2020 sonrası başlattığı Bahar Kalkanı Harekatı’nın askeri stratejik kapsamı nedir?

Rejim unsurlarının, Türk gözlem noktalarının ikmalini yapmak ve takviye etmek maksadıyla intikal eden TSK unsurlarına yapmış olduğu hava saldırıları, Türkiye’nin askerî stratejisini değiştirmiştir. Öncesinde SMO’nun desteklenmesi istikametinde şekillendirilen askerî strateji, rejim unsurlarının meşru hedef olarak ilan edilmesiyle birlikte mütecaviz ve pro-aktif bir çehreye evrilmiştir. Bu çerçevede askerî manevralar sınırlı tutulurken ateş destek vasıtalarının daha önce tespit edilmiş hedefler ile ani ortaya çıkan rejim unsurlarına yönelik şiddetli ateş uygulamaları yaptığı görülmüştür. Ayrıca SMO’nun ileri harekâtı teşvik edilmiştir. Böylece Serakip başta olmak üzere kritik önemi haiz alanların tekrar ele geçirilmesine yönelik harekât başlatılmış ve muktedir olunmuştur.

Rusya’nın hava sahası kullanımına yönelik kısıtlamaları ve bölgede konuşlanmış hava savunma sistemleri dikkate alındığında, Türkiye, savaş uçaklarıyla Türk hududunu geçmeden daha önce belirlenen hedefleri imha etmiştir. Bu çerçevede SA-17 ve SA-22 mevzileri etkisiz hale getirilmiş, diğer hava savunma sistemlerinin radarlarını daha az aktive ederek rejim ve Rus hava savunma sistemlerinin etkinlikleri düşürülmüştür. Ancak söz konusu hava saldırılarında rejim ve Rus hava savunma sistemlerinin ayrımı yapılarak Ruslara yönelik harekâta kısıtlama getirilmiş, bu yolla diplomatik ve siyasi kanalların açık kalması sağlanmıştır. Hava savunma tehdidinin azalmasına müteakip insansız hava araçlarının (İHA/SİHA) bölgede etkin kullanılmasının önü açılmıştır.

  1. Hava sahası kontrolünü elinde tutan Rusya’ya rağmen İHA/SİHA sistemlerinin başarıyla kullanılmasını ne sağladı?

Türkiye’nin envanterinde bulunan ve yüksek irtifada uzun süre kalabilen, dolayısıyla operatif seviyede bir İHAS (insansız hava araçları sistemi) olan İHA ve SİHA’lar, 27 Şubat sonrasında askerî dengeleri değiştirmiştir. Türk Hava Kuvvetleri’nin hudut gerisinden SOM serisi mühimmat ile yapmış olduğu uzun menzilli atışlar, hedef listelerindeki kritik tesisleri etki altına alırken, SİHA’lar yüksek irtifada ve uzun süre görev yapma kabiliyeti ile “harekât çarpanı” olarak ortaya çıkmıştır. Uydu üzerinden komuta edilmesi avantajı ve gelişmiş güdümlü mühimmatın SİHA’lara entegrasyonunun 2018 yılında başarılmış olması,Türkiye’nin elindeki SİHA’ları rejim unsurlarına ve tesislerine karşı etkin bir muharebe sahası aracı haline getirmiştir.

SİHA’ların etkin kullanımda, izlenen taktik de önemli bir üstünlük sağlamıştır. SİHA’lar kademeli ve birbirlerini destekleyecek şekilde katmanlı kullanılmış, hava savunma hedeflerinin imha edilmesi sonrasında diğer İHAS’ların sahaya sürülmesine imkan tanınmıştır. Bu çerçevede taktik seviyedeki İHA’lar devreye alınabilmiş ve İHAS katman ve derinliği konsolide edilmiştir. Bu çerçevede taktik seviyedeki SİHA’lar ani tespit edilen hedeflere yöneltilirken, operatif seviyede SİHA’lar derin geride stratejik hedeflere yöneltilmiş ve hareketli olan hedeflerle birlikte rejimin kritik tesis ve silah sistemlerinin imhasına öncelik verilmiştir. Sürü İHA sistemi kullanımı olmasa da mevcut İHA sistemlerinin aynı anda, farklı bölgelerde ve hedef çeşitliliğine uygun kullanımı sağlanmıştır. Rejim kayıplarının artması taktik İHA sistemlerinin görevlerini icra etmesini kolaylaştırmış, nihayetinde askerî stratejinin dönüştürülmesi ve ateş gücünün saldırgan anlayışla kritik hedeflere yöneltilmesi mümkün olmuştur.

Operatif seviyedeki İHAS’ların yüksek irtifa, uzun görev süresi ve artırılmış menzili sayesinde, sadece İdlib’de değil, ancak İdlib ötesinde rejime ait havaalanı, mühimmat deposu ve kritik liderlerini hedef alma kabiliyeti üç farklı açıdan rejimi olumsuz etkilemiştir. İlk olarak kritik tesislerin hedef alınabilmesi, rejimin Rus hava savunma sistemlerinden kaynaklı güven hissini yıkmıştır. İkincisi; mühimmat depolarının, SİHA’lar vasıtasıyla imha edilmesi de rejimin muharip gücünün devamlılığının sağlanmasına olumsuz etki yaratmıştır. Son olarak rejim psikolojik üstünlüğü kaybetmiş ve İdlib gibi dar alanda Rusya desteğine rağmen sonuç alamayacağı ortaya çıkmıştır. Sonuçta İHA/SİHA’ların başarıyla kullanımında, Türkiye; istihbarat, ateş desteği ve stratejiyi bir araya getirerek askerî gidişatı lehine çevirmiştir.

  1. Önümüzdeki dönemde askerî stratejide değişiklik olabilir mi?

Halen devam eden İdlib krizinin çözülmesinde, siyasi araçların tükenmemiş olması, askerî seçeneklerin açık ve mütecaviz kullanımını kısıtlamaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin, siyasi seçeneklerin tükenmesine bağlı olarak askerî strateji değişikliklerine gitmesi beklenmelidir. Türkiye, İdlib’den rejim unsurlarının tamamen çıkarılmasına yönelik askerî harekâta, kara manevra birliklerini doğrudan dâhil etmesi, askerî stratejiyi farklı bir evreye sokacaktır. Öte yandan rejim ve İran yanlısı unsurların muharebe gücünün tükenmesi, Rusya’nın bölgeye müdahaleden alıkonması gibi koşulların sağlanması sonrası askerî stratejinin İdlib’le sınırlı kalması beklenmemelidir. Nihayetinde Tel Rıfat, Münbiç ve güvenliği sağlanan diğer bölgelerin güneyinde rejim ve terör tehdidi devam ettiği süre boyunda, yeni “İdlib” krizleri yaşanması mümkün görülmektedir.

Etiketler: