Açık Semalar Anlaşması kapsamında 2-6 Mart 2020 tarihleri arasında Rusya üzerinde Türkiye’ye ait Casa CN-235 uçağı ile gözlem uçuşu icra eden Türk Hava Kuvvetleri personeli ve uçuşa eşlik eden Rus mürettebat (Kaynak: Milli Savunma Bakanlığı, https://twitter.com/tcsavunma/status/1238060536488759296)

Açık Semalar Anlaşması kapsamında 2-6 Mart 2020 tarihleri arasında Rusya üzerinde Türkiye’ye ait Casa CN-235 uçağı ile gözlem uçuşu icra eden Türk Hava Kuvvetleri personeli ve uçuşa eşlik eden Rus mürettebat (Kaynak: Milli Savunma Bakanlığı, https://twitter.com/tcsavunma/status/1238060536488759296)

5 Soru: Trump Yönetiminin Açık Semalar Anlaşması’ndan Çekilme Kararı

Açık Semalar Anlaşması nedir? Açık Semalar Anlaşması’nın önemi nedir? ABD neden Açık Semalar Anlaşması’ndan çekilmek istedi? ABD’nin Açık Semalar Anlaşması’ndan çekilmesinin kısa vadeli sonuçları neler olabilir? ABD’nin Açık Semalar Anlaşması’ndan çekilmesinin orta-uzun vadeli sonuçları ne olabilir?

ABD Başkanı Donald Trump’ın Açık Semalar Anlaşması’ndan (Treaty On Open Skies)[1] ülkesinin çekileceğini resmi olarak taraf devletlere bildirmesiyle, uluslararası politikada güven artırıcı tedbirlerin geleceği daha fazla sorgulanmaya başlandı.

  1. Açık Semalar Anlaşması nedir?

Mart 1992’de imzalanan ve Ocak 2002’de yürürlüğe giren Açık Semalar Anlaşması’na halihazırda 34 devlet taraf olup, üye ülkeler Rusya ve Gürcistan’ı da içine alacak şekilde Avrupa ve Kuzey Amerika devletlerinden oluşmaktadır. Anlaşmanın fikri eski ABD Başkanı Dwight Eisenhower’a aittir. Eisenhower 1955’te ABD ve SSCB arasında karşılık gözlem uçuşları yapılmasını önermiş, öneri SSCB tarafından casusluk endişesi dolayısıyla reddedilmiştir. Dönemin ABD Başkanı George W. H. Bush 1989 yılında fikri yeniden ortaya atmış, 24 Mart 1992’de anlaşma imzalanabilmiştir.

Anlaşma taraflara birbirlerinin toprakları üzerinde gözlem amaçlı silahsız uçuş hakkı tanımaktadır. Taraf devletler uçuş yaptıkları ülkelerin topraklarının tamamındaki kuvvet tertiplenmelerini ve askeri aktivitelerini gözlemleyebilmekte ve önceden anlaşma kapsamında belirlenmiş çözünürlükte olması kaydıyla fotoğraflar çekebilmektedir. Anlaşma kapsamında devletler tek başına, diğer devletlerle veya üzerinde uçuş yapılan devletle müşterek uçuşlar gerçekleştirebilir.

Sınır ötesi uçuş yapacak uçaklar ve sensörleri sertifikasyon sürecinden geçmektedir. Taraf devletler topraklarının tamamını gözlem uçuşlarına açmak zorunda ve uçuş emniyetini tehlikeye atan bir durum olmadığı sürece uçuş isteklerine izin vermek durumundadır. Uçuşlar ulusal güvenlik endişeleri öne sürülerek reddedilemez. Dolayısıyla anlaşma, özünde kontrollü olarak yapılan ve karşılıklı rızaya dayalı bir casusluk faaliyetine olanak tanımaktadır.

  1. Açık Semalar Anlaşması’nın önemi nedir?

Uluslararası sistemdeki güvensizliği azaltıcı bir etki yapabilecek yasal ve kurumsal bir çerçeve yaratması anlaşmanın temelini teşkil etmektedir. Devletlerin birbirlerinin askeri aktivitelerini izlemeleri ve bunları verilere dönüştürmeleri, sistemdeki açıklık ve şeffaflığı artıracak önlemlerdir. Anlaşma bir açık semalar rejimi kurma arzusuyla, Soğuk Savaş’ta yaşanan silahlanma sarmalını ve güvensizliği ortadan kaldırarak iş birliği ve güven ortamı yaratmayı amaçlamıştır. Soğuk Savaş sonrasında güvenlik doktrinlerinin kriz önleme ve kriz yönetimi gibi alanlara kayması da böylesi bir anlaşmanın değerini artırmıştır. Bunun yanında böylesi bir rejimin yaratacağı olumlu atmosferin, Avrupa dışı bölgelere de yayılabileceği ve çevre sorunları gibi farklı hususlarda da iş birliği olanaklarının önünü açacak etkiler ortaya çıkarabileceği düşünülmüştür. Dolayısıyla, anlaşma uluslararası ilişkilerde çatışma ve savaşların önemli sebeplerinden olan yanlış hesaplamalar ve yanlış algılamaların etkisini azaltma yönünde olumlu bir gelişme niteliği taşımıştır.

  1. ABD neden Açık Semalar Anlaşması’ndan çekilmek istedi?

ABD’nin anlaşmadan çekilmesinin nedenini kesin bir şekilde söylemek mümkün değildir ancak ABD yasama ve yürütme organlarında yapılan tartışmalar birkaç noktayı ön plana çıkarmaktadır.

Birincisi, ABD’ye göre Rusya özellikle Kaliningrad şehrinde ve Gürcistan sınırındaki uçuşları engellemekte, büyük askeri tatbikatların izlenmesine izin vermemektedir. Bazı açık kaynaklarda Rusya’nın uçuşlara izin vermediği bölgelerde Avrupa’ya ulaşabilecek nükleer silah konuşlandırmaları gerçekleştirdiği iddia edilmektedir.

İkincisi, ABD Rusya’nın Amerikan topraklarında kritik altyapılar ve askeri tesisler üzerinde gerçekleştirdiği uçuşların ulusal güvenliğini tehlikeye attığını düşünmektedir. Bu hususta özellikle siber güvenliğin üzerinde durulmaktadır. Rusya’nın bu uçuşlarda kullanmak istediği gelişmiş sensörlere ve donanıma sahip Tu-214ON uçağının yüksek keşif kabiliyetleri ABD’nin tehdit algılamasını ciddi manada artırmış, 2018’de Rusya’nın bu uçakla yapacağı uçuşlar reddedilmiştir. Tu-214ON ilk uçuş testini 2011’de yapmış, Ağustos 2013’te ise Rus Savunma Bakanlığına teslim edilmeye başlanmıştır. Buna karşılık ABD’nin bu uçuşlarda kullandığı OC-135B uçakları ise 1960’ların teknolojisiyle üretilen uçakların modifiye edilmiş halidir ve son dönemde uçakların sık sık arızalandığını bilinmektedir. ABD, bu uçakların yenileriyle değiştirilmesi hususunda kararsız bir tutum sergilemektedir.

Üçüncüsü, ABD sahip olduğu uydu teknolojileriyle Rus askeri faaliyetleri hakkında kendisine gereken veri ve istihbaratı zaten elde etmektedir. Dolayısıyla anlaşma değer niteliğini kaybederek Amerikan topraklarının güvenliğini tehlikeye atan bir yükümlülük haline gelmektedir.

Dördüncüsü, Rusya ve Çin nükleer envanterlerini sürekli modernize etmelerinin yanı sıra hipersonik füzeler gibi gelişmiş teknolojilere yatırım yaparak bu tarz anlaşmalardan fayda sağlamakta, ayrıca komşu ülkelerde istikrar bozucu faaliyetlere girişmektedir. Dolayısıyla ABD’nin silah kontrolü tarzı işbirliği ve güven artırıcı mekanizmalar yerine daha fazla sert güç unsurları üzerinde durması gerektiği düşünülmektedir.

  1. ABD’nin Açık Semalar Anlaşması’ndan çekilmesinin kısa vadeli sonuçları neler olabilir?

Anlaşmanın imzalandığı 2002’den 2020’ye kadar toplam sınır ötesi uçuş verilerini derleyen Alexander Graef ve Moritz Kütt’ün çalışmasına[2] göre ABD ve Kanada anlaşma kapsamındaki uçuşların yüzde 14,2’sini gerçekleştirmekte, bu ülkelerin toprakları üzerinde icra edilen uçuşlar ise toplamın yalnızca yüzde 6,1’ine tekabül etmektedir. Uçuşların büyük kısmı Avrupa devletlerinin ve Rusya-Belarus ikilisinin toprakları üzerinde gerçekleştirilmektedir. Dolayısıyla, sayısal veriler ABD’nin anlaşmadan çekilmesinin çok da önemli bir sonuç doğurmayacağına işaret etmektedir.

Uçuşların pratikte çok büyük oranda Avrupa ülkeleri ile Rusya-Belarus arasında gerçekleştiği düşünüldüğünde, ABD anlaşmadan çekilse bile Avrupa ülkelerinin gerçekleştirmeye devam edeceği uçuşlar Rusya’nın askeri faaliyetleri üzerine istihbarat toplanmasını sürdürecektir. Anlaşma kapsamında taraflar yaptıkları uçuşlardan elde ettikleri verileri birbirlerinden satın alabilir. Ancak ABD’nin anlaşma dışında kalması onu bu haktan mahrum edecektir. Yine de tehdit olarak görülen Rus faaliyetlerinin NATO bünyesinde paylaşılmaması düşünülemez. Keza ABD, güçlü savunma ilişkileri tesis ettiği devletlerden de Rusya’nın faaliyetleri hakkında bilgi alabilecektir.

Diğer taraftan bir önceki başlıkta belirtildiği üzere ABD uydu teknolojisiyle hem de daha masrafsız bir şekilde Rus faaliyetleri hakkında bilgi toplayabilmektedir. Esasında, ABD’nin anlaşmadaki varlığı hem NATO müttefikleri hem de Ukrayna ve Gürcistan gibi ABD ile iyi ilişkiler tesis eden ve Rusya’dan tehdit algılayan devletler için bir güvenlik taahhüdü anlamına gelmektedir. ABD’nin varlığı bu devletler için Rusya’ya karşı caydırıcılığı artırma ve Ukrayna ile Gürcistan gibi ülkelerin güvenlik endişelerinin yatıştırılması işlevlerini görmüştür. Örneğin 2017 ve 2018’de Ukrayna’nın isteği üzerine ABD, Rusya üzerinde gözlem uçuşları gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla, ABD’nin anlaşmadan çekilmesi, öncelikli olarak Rusya ile çatışma geçmişine sahip olan komşu ülkelerde bir güven bunalımı yaratma potansiyeli taşımaktadır.

  1. ABD’nin Açık Semalar Anlaşması’ndan çekilmesinin orta-uzun vadeli sonuçları ne olabilir?

Silah kontrolü anlaşmalarından duyduğu memnuniyetsizlik Trump yönetiminin adeta karakteristik özelliklerinden biri haline gelmiştir. ABD, Mayıs 2018’de İran Nükleer Anlaşması’ndan (JCPOA) ve geçtiğimiz sene Ağustos ayında Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması’ndan (INF) resmi olarak çekilirken, ömrü Şubat 2021’de dolacak olan Yeni Stratejik Silahları Azaltma Anlaşması’nın (New START) uzatılmasına gönülsüz yaklaşmaktadır. Bu davranış sürekliliğinde birtakım ortak noktalar bulmak mümkündür ve bunlar uluslararası sistemdeki trendler ile yakından alakalıdır.

Birincisi, Trump yönetimi mevcut anlaşmaların Rusya ve Çin’i ABD karşısında avantajlı konuma getirdiğini düşünmektedir. Buna göre, bu devletler ya anlaşmaları ihlal ederek ya da anlaşmalara dahil olmayarak ABD’ye karşı bir silahlanma yarışı içine girmekte, ofansif kabiliyetlerini artırmaktadırlar. Dolayısıyla, ABD’nin önümüzdeki yıllarda Rusya ve Çin’e karşı daha sert politikalar izlemesi beklenebilir.

İkincisi, Trump yönetimi Rusya ve Çin’in güven artırıcı anlaşmalar yoluyla değil, daha fazla Amerikan silahlanmasıyla “yola getirilebileceği” düşüncesine sahiptir. Bu silahlanmada asli unsur olarak nükleer kuvvetler düşünülmektedir. Son dönemdeki bütçe tasarılarında gerek satıhtan fırlatılan orta menzilli füzeler gerekse de nükleer denizaltı kabiliyetlerinin geliştirilmesine yönelik yer alan maddeler dikkat çekicidir. Reagan dönemini anımsatan ve hatta ondan ilham aldığı görülen bu yaklaşım Obama döneminde önemi azaltılmaya çalışılan nükleer silahlar ve uzun menzilli balistik füzeler gibi stratejik kuvvet unsurlarını yeniden ABD güvenlik stratejisinin merkezine koymaya çalışmaktadır.

Üçüncüsü, Trump göreve geldiğinden itibaren ABD’nin Avrupa güvenliğinde gereksiz derecede fazla rol oynadığını ve bunun büyük bir finansal yük getirdiğini her fırsatta vurgulamıştır. ABD sağladığı güvenlik taahhütlerini azaltmayı ve belki de zaman içine tamamen geri çekmeyi istemektedir.

Tüm bu sebepler incelendiğinde, uluslararası sistemdeki güç geçişlerinin ABD politikalarının dönüşümüne önemli etkiler yaptığı, silah kontrolü anlaşmalarının ortadan kalkmasının yalnızca Trump’ın aceleci ve dikkatsiz yaklaşımına dayandırılamayacağı değerlendirilebilir. Nihayetinde Avrupa’nın daha fazla sorumluluk alması, Rusya’nın dizginlenmesi ve ABD gücünün Çin’e karşı daha fazla yoğunlaştırılması gibi hedefler düşünüldüğünde, Trump’ın polikalarının tamamen irrasyonel olduğu söylenemeyecektir.

[1] Anlaşma metni için bkz: https://www.osce.org/library/14127?download=true

[2] https://openskies.flights/

Etiketler: