Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İngiltere'nin başkenti Londra'da Premier Lig'de oynayan Türk asıllı futbolcu Mesut Özil'i kabul etti. Özil, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a imzalı formasını hediye etti.

5 Soru: Mesut Özil Olayı

Mesut Özil olayı nasıl gelişti ve Alman milli futbol takımını bırakması aşamasına nasıl gelindi? Mesut Özil’in milli takımı bırakmasına dair açıklamasında öne çıkan temel hususlar nelerdir? Mesut Özil’in açıklamasına yönelik Alman medyasının tepkisi ne oldu? Mesut Özil’in açıklamasına yönelik Alman siyasetinin tepkisi ne oldu? Özil’in milli takımı bırakma kararının Almanya’daki Müslüman ve Türk toplumuna yönelik önemi nedir, ne gibi sonuçları olabilir?

  • Mesut Özil olayı nasıl gelişti ve Alman milli futbol takımını bırakması aşamasına nasıl gelindi?

Almanya milli futbol takımının Türk kökenli futbolcuları Mesut Özil ve İlkay Gündoğan 14 Mayıs 2018’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Londra’da bir fotoğraf çektirdi. Fotoğrafın basına yansıması sonrasında Türk asıllı iki futbolcu önce Alman Futbol Federasyonu ve Alman medyası sonrasında da siyasi çevrelerin şiddetli tepki, eleştiri ve hatta ırkçı hakaretleriyle karşılaştı. Belli bir aşamadan sonra neredeyse tüm ana akım medya ve siyaset mensupları tarafından “mobbing”e ve futbol müsabakalarında ıslık protestolarına maruz kalan iki futbolcu bazı cılız destek mesajları haricinde Alman kamuoyu tarafından yalnız bırakıldı. Her ne kadar Gündoğan söz konusu fotoğrafın siyasi bir amaç taşımadığı yönünde fikir beyan etse de hem bu açıklamanın kamuoyu nezdinde yeterli görülmeyişi hem de Mesut Özil gibi daha kıdemli ve göz önünde olan bir futbolcudan konuya dair bir açıklama yapılmayışı Alman medyası ve siyasetinde tepkilerin sürdürülmesine ve Özil’e odaklanılmasına neden oldu.

Bu ilk süreçte Özil’e sahip çıkanlar dahi onun “bir hata yaptığı zira kapasitesinin ancak buna yettiği” yönünde gerekçelendirmeler ileri sürmüştür. Özil’in ise bu süreçte beklenenin aksine hem özür dilemeyişi hem de konuya dair tek bir kelam dahi etmemesi tartışmaları tırmandırmış, gerçek bir Alman olmadığı söylemi üzerinde de sıklıkla durulmuştur. Örneğin Özil’in yıllardır Alman ulusal marşını okumadığına işaret edilirken diğer yandan Alman milli takımında hem geçmişte hem de bugün benzer bir tercihte bulunan ve hatta etnik Alman olan futbolcular ise görmezden gelinmiştir. Bazı yüksek tirajlı bulvar gazetelerinin Özil’i ısrarla hedef tahtasına oturtması, Almanya milli takımının son dünya kupası maçları sırasında sergilediği kolektif başarısızlığı eleştirirken de sürdürülmüştür. Ancak burada da başarısız bir performans sergileyen Alman takımının nispeten en iyi futbolcularından biri olan Özil ısrarla Almanya’nın turnuvadan elenmesine neden olan kişi olarak hedef gösterilmiştir.

Turnuvadan sürpriz bir şekilde erken elenen bir önceki dünya şampiyonu Almanya adeta bir günah keçisi arayışına girmiş ve başta Federasyon Başkanı Reinhard Grindel’in açıklamalarıyla Mesut Özil yeniden gündeme getirilmiştir. Grindel, Mesut Özil’in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile çektirdiği fotoğrafa hala açıklık getirmediğini, bunun da birçok taraftarda hayal kırıklığına sebep olduğunu tehditsel bir dille ileri sürmüştür. Grindel ayrıca tercih ettiği sözleriyle adeta Özil’i milli takımın dünya kupasındaki başarısızlığından sorumlu tutmuştur. Bunun üzerine tartışma kamuoyunda yeniden alevlenmiş ve son olarak Pazar günü sosyal medya üzerinden bir açıklama yayımlayan Mesut Özil Almanya milli futbol takımını bıraktığını duyurmuştur.

  • Mesut Özil’in milli takımı bırakmasına dair açıklamasında öne çıkan temel hususlar nelerdir?

Açıklamayı Almanca yerine İngilizce yayımlayan Özil bu tercihiyle Alman ırkçı çevrelerini kızdırmıştır. Esasen bu yöntemle birlikte Özil kendisinin –Alman vatandaşı ve Türk kökenli olmasına rağmen– yalnızca Almanya’ya indirgenemeyeceğini ve uluslararası bir karşılığının olduğunun altını çizmiştir. Mesajını konvansiyonel bir Alman medya aracı vasıtasıyla değil de doğrudan, kendi belirlediği bir saat, yöntem ve aralıklarla üç ayrı paylaşım olarak sosyal medya üzerinden açıklaması da büyük bir şaşkınlık yaratmıştır.

Özil’in açıklamasında en fazla öne çıkan husus Alman Futbol Federasyonu ve eski bir Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) milletvekili olan ve çifte vatandaşlık konusunda da karşıt pozisyonuyla tanınan Reinhard Grindel’e yönelik sözleridir. Açıklamasında ilkesel bir çizgiyi koruyan Özil son iki ay içerisinde ırkçılıkla karşı karşıya kaldığını ve etnik Almanlara kıyasla çifte standartlara maruz kaldığını açık bir şekilde ve örnekleriyle birlikte ortaya koymuştur. Bu yönde öne çıkan sözlerinin başında şüphesiz “Irkçılık ve saygısızlığa maruz kalmış hissederken artık Almanya’yı uluslararası düzeyde temsil edemem. Almanya formasını gurur ve heyecanla taşıdım ama artık aynı şeyleri hissetmiyorum” ifadeleri gelmektedir. Alman Futbol Federasyonunun üst düzey yöneticilerinin kendisinin Türk kökenine saygı göstermemeleri ve kendisini bir siyasi propaganda aracına dönüştürmelerinin işleri dayanılmaz noktaya getirdiğini belirten Özil “Futbol oynamamın nedenleri bunlar değil. Arkama yaslanıp öylece duracak değilim. Irkçılık asla kabul edilemez” diyerek kararını gerekçelendirmiştir. Bilhassa Grindel’in yaşanan bu süreçteki olumsuz tutumuna değinen Özil, Grindel’i kast ederek “İşini yapmasını engelleyen beceriksizliği ve yetersizliğinin günah keçisi olmaya devam etmeyeceğim” demiştir.

Açıklamasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile çektirdiği fotoğrafa da değinen Özil “Türk ya da Alman cumhurbaşkanı olması fark etmez, tutumum değişmezdi” ifadelerini kullanarak geri adım atmadığına açıklık getirmiştir. Özil’in bir nevi hodri meydan diyerek ne özür dilemesi ne de geri adım atması önemli bir duruştur. Bu şekliyle kendi hür iradesinin arkasında olduğunu yineleyen Özil, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan ile seçim öncesi siyasi amaçlarla bir araya gelmediğini, bu tercihinin kişiden bağımsız olarak Cumhurbaşkanlığı makamına saygı gösterdiğini vurgulamıştır. Özil ayrıca aynı hareketi yine olsa yine yapacağını sözlerine eklemiştir.

  • Mesut Özil’in açıklamasına yönelik Alman medyasının tepkisi ne oldu?

İlginç bir şekilde sol liberal Alman medyası tarafından sosyal medyada Mesut Özil’e yapılan destek açıklamaları bağlı oldukları medya temsilcilerinin yaşanan önceki süreçteki takındıkları katı ve ikircikli tavırla çelişmiştir. Örneğin sol liberal birçok Alman medya platformunun Özil’in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile çektirdiği fotoğraflar kamuoyuna yansıdığında takındıkları tolerans dışı tutum genel olarak diğer aşırı sağcı çevrelerin tepkilerinden ayrışmamıştır. Buna rağmen Özil’in son açıklamaları sonrası bazı medya temsilcilerinin sadece Axel Springer medya kurumuna ait gazetelerin (yani Bild ve Welt’in) Mesut Özil’e karşı haksızlık ettikleri gibi bir tutum takınmaları inandırıcı değildir. Aksine bu samimiyeti sorgulanan yaklaşımlar Özil’in tepkisi sonrası bir panik göstergesi olarak yorumlanmıştır.

Diğer medya platformlarında ise Mesut Özil’in açıklamalarına haklılık payı bırakılsa dahi onun da hatalı olduğu ve bununla yüzleşmediği söylemi üzerinde durulmuştur. Buna rağmen hem muhafazakar hem de sol liberal gazetelerin çoğunda Alman Futbol Federasyonunun bu süreci çok kötü yönettiği ve hatta istifa dahi edilmesi gerektiği üzerinde durulmuştur. Maalesef çoğu medya temsilcisinin kolektif bir şekilde Özil’e karşı yapılan saldırılar karşısında suskun kalındığı konusunda ciddi bir öz eleştiriye ise rastlanmamıştır. Her şeye rağmen istisnai olarak kişisel sosyal medya hesapları üzerinden Özil ile dayanışma içerisinde olduklarını deklare eden demokrat kimliğe sahip kişilerin de olduğunu teslim etmek gerekmektedir.

  • Mesut Özil’in açıklamasına yönelik Alman siyasetinin tepkisi ne oldu?

Amasız-fakatsız Mesut Özil’e destek veren, aynı şekilde Özil’in işaret ettiği sorunları da dikkate ve ciddiye aldığını belirten beyanlar son derece sınırlı sayıda kalmıştır. Örneğin Berlin eyaletinde devlet bakanı olan Filistin kökenli Sosyal Demokrat (SPD’li) Sawsan Chebli’nin birçok sosyal medya paylaşımının yanı sıra bazı SPD’li siyasiler de Almanya’daki ırkçılık sorununun dikkate alınması gerektiği yönünde paylaşımlar yapmıştır. En öne çıkan paylaşım ise şüphesiz SPD’li Adalet Bakanı Katarina Barley’in Özil’in açıklamalarını bir alarm sinyali olarak nitelemesi ve “Mesut gibi büyük bir Alman futbolcunun ülkesinde ırkçılık nedeniyle istenmediğini ve Almanya Futbol Federasyonu (DFB) tarafından temsil edilmediğini hissetmesi bir alarm sinyalidir” sözleridir.

Şansölye Merkel ise Özil’i futbolcu olarak takdir ettiğini belirtmekle yetinmiş, böylelikle ırkçılık ithamlarını görmezden gelmiştir. Birçok muhafazakar siyasi ise konuya detaylı değinmezken, değinenler ise Cumhurbaşkanı Erdoğan ile çektirilen fotoğrafın hatalı bir tutum olduğuna yineleyerek –bir şerh koyarak– Özil’in maruz kaldığı ırkçılığı da yüzeysel olarak kınamıştır.

SPD çizgisindeki en absürt açıklamalardan biri ise Alman Dışişleri Bakanı ve eski Adalet Bakanı Heiko Maas’tan gelmiştir. Ancak Maas’ın “İngiltere’de yaşayan ve çalışan bir milyonerle ilgili bir konunun Almanya’nın yabancılara yönelik uyum politikaları hakkında fikir verdiğine inanmıyorum” sözleri Mesut Özil’in Almanya’da doğup büyüdüğü, ailesinin birçok ferdinin hala bu ülkede yaşadığı ve Özil’in son olarak 2014’te Almanya ile birlikte dünya futbol şampiyonu olduğu gerçeğini kasıtlı bir şekilde göz ardı ettiğini göstermiştir.

Diğer taraftan tahmin edileceği üzere –bazı istisnalar hariç– Türk kökenli önde gelen Alman siyasilerinin de amasız-fakatsız Özil’in yanında yer almaları söz konusu olmamış, Cem Özdemir başta olmak üzere Türkiye ve Erdoğan takıntısıyla tanınan kişilerin Özil’i de eleştiri yağmuruna tutmalarına şahit olunmuştur.

Futbol federasyonuna yönelik ise çeşitli çevrelerden eleştiriler yöneltilmiş ve mevcut başkan Grindel’in de istifa etmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Federasyon ise “Mesut Özil’in milli takımdaki üstün formundan dolayı müteşekkiriz. Ancak bize yöneltilen ırkçılık suçlamasını kabul etmiyoruz” açıklamasında bulunmuştur.

  • Özil’in milli takımı bırakma kararının Almanya’daki Müslüman ve Türk toplumuna yönelik önemi nedir, ne gibi sonuçları olabilir?

Almanya’daki Türk ve Müslüman toplumun sürekli muhatap olduğu dışlayıcı yaklaşımların Mesut Özil tarafından neredeyse bir manifesto şeklinde ele alınması önemli bir kırılma noktası olacaktır. Almanya’da ne futbol federasyonu ne medya ne de siyaset böyle bir çıkışı bekliyordu. Özil’in geri adım atması, pozisyonuna açıklık getirmesi ve hatta özür dilemesi beklenirken böyle bir açıklama yapması Alman kamuoyunda kitlesel bir şaşkınlığa yol açmıştır. Ancak bu şaşkınlık kısa sürede atlatılmış ve Pazartesi gününden itibaren bazı muhafazakarlar dahil olmak üzere aşırı sağcı/ırkçı çevrelerin hem medya hem de siyasi temsilciler vasıtasıyla kurumsal ve toplumsal ırkçılık ithamlarını kategorik bir şekilde reddettiklerine yeniden şahit olunmuştur.

Söz konusu kabullenmeme durumuna rağmen Özil’in Almanya ve toplumuna ayna tutan bu açıklamalarının sadece Almanya değil Avrupa ve dünya çapında büyük kitleler tarafından sahiplenilmesi önemli bir gelişmedir. Bu çıkış ayrıca Almanya’daki Türk ve Müslüman göçmenlerin bu ülkeye uyumu konusunda Alman devletinin uygulamadaki politikalarının sonuç getirmediğini, aksine ırkçılık ve dışlanmanın hem kurumsal hem de toplumsal olarak olağanlaşmaya ve normalleşmeye başladığını göstermiştir. Nitekim son olay Mesut Özil gibi son derece başarılı bir uyum örneğinin dahi “ırkçılık ve dışlanma” gerekçeleri sonucunda takımdan ayrıldığını gözler önüne sermiştir.

İslam ve Türk düşmanlığının yanı sıra ırkçılık sorunu her şeye rağmen güçlü bir sivil kamuoyuna sahip olan Almanya tarafından kısmen de olsa dikkate alınmaktadır. Buna rağmen kurumsal devlet aygıtının da etkisiyle belli mekanizmaların devreye girmesiyle itibarsızlaştırma kampanyalarına başvurulmakta ve temel sorunlar arka plana itilmektedir. Nitekim böyle bir süreç son olarak Mesut Özil olayında da yaşanmış, çeşitli kurumlar neredeyse ittifak halinde hareket ederek Özil nezdinde tüm Türk ve Müslümanlara gözdağı vermeye kalkışmışlardır.

Özil bu şartlar altında artık Alman milli futbol takımı için oynayamayacağını açıklamasıyla Almanya’da önemli bir sorunu yeniden gün yüzüne çıkarmıştır. Irkçı ve aşırı sağcı siyasi hareketlerin toplumun merkezine doğru hızla ilerlemekte olduğu şu günlerde Özil’in bu deklarasyonu önemli bir yüzleşme fırsatını doğurmuştur. NSU cinayetleri davasıyla birlikte Almanya’daki kurumsal ve toplumsal ırkçılık sorunuyla yüzleşme fırsatını kaçıran Almanya Federal Cumhuriyeti Mesut Özil’in son açıklamasıyla başlayan yeni süreçte bu tarihi fırsatı iyi değerlendirmelidir.

Etiketler: