1 Kasım'da Türkiye'nin Ekonomik Seçimi Ne Olacak?

1 Kasım’da Türkiye’nin Ekonomik Seçimi Ne Olacak?

Türkiye ekonomisi 2002 öncesi ve sonrası olmak üzere birbirine taban tabana zıt iki ayrı dönem yaşadı.

Türkiye ekonomisi 2002 öncesi ve sonrası olmak üzere birbirine taban tabana zıt iki ayrı dönem yaşadı. 2002 öncesi ağır ekonomik krizlerin, borcun ve yoksulluğun oluşturduğu resimle hatırlanıyorsa, 2002 sonrasında da ülke ekonomisi, bir başarı hikayesiyle özdeşleşiyor.

2002 öncesindeki siyasi vesayetin gücü, Türkiye’nin ekonomi yönetimini şekillendirmekle kalmadı, aynı zamanda toplumsal dinamiklerle de keyfine göre oynayabildi. O dönemde IMF’nin kapısında kaynak bekleyen, ülke borcunun faizini bile ödeyemeyen bir ülke vardı.

2002 sonrasında ise, yıllarca belirli bir grubun istedikleri gibi ülkeyi yönettiği sürecin bittiği bir dönemden bahsediyoruz. Bu sürecin bitişini hazırlayan ise, güçlü halk desteğinin sağladığı siyasi istikrardır. Siyasi istikrar sayesinde, kamu maliyesindeki köklü değişim gerçekleşmiş ve ülke kaynakları halkın hizmetine sunulmuştur.

Kamu maliyesindeki başarı, kısa sürede göstergelere de yansıdı. Çift rakamlı haneyle özdeşleşmiş enflasyonun tek haneye inmesiyle, kamu açıklarının önemli ölçüde azalmasıyla, devamlılık gösteren ekonomik büyümesiyle ekonomide makro istikrar sağlandı.

En önemli adımlardan birisi de, ekonomide fırsat eşitliğinin ve adaletin hakim olması için yapılanlar. Bu şekilde, 2002 öncesinin alışkanlıklarından olan belirli bir kesim için “kolay para kazanma” alanı ortadan kalktı. “Yeşil sermaye” yaftasından kurtularak her girişimci ve yatırımcı için rekabetçi ve şeffaf bir piyasa oluşturuldu.

Fırsat eşitliği, yalnızca teknik anlamda değil, ekonomiyi besleyen diğer alanlarda da etkisini gösterdi. 2002 sonrasında ekonomideki başarının asıl sebebi, ülkedeki her kesimin ekonomik üretime katılması önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Çünkü 2002 öncesinde insanlar eğitimde, sağlıkta, istihdamda kalın çizgilerle ayrışırken, katı ideolojik saplantılar fırsat eşitliğini hiçe sayarken, bunun ağır maliyetini ülke ekonomisi ödüyordu.

1990-2002 yıllarını kapsayan dönemde Türkiye 1994 ve 2001 krizleri olmak üzere 2 ekonomik kriz yaşadı. 2002-2014 dönemindeki 12 yıllık süreç içerisinde ise, yalnızca tüm dünyayı etkileyen 2008 küresel ekonomik krizin etkisini hissetti. Üstelik 2008 krizinin etki alanı ve şiddeti geniş olmasına rağmen, Türkiye süreci çok iyi yönetti ve gelişmekte olan ülkelerin de gelişmiş ülkelerin de örnek gösterdiği bir performans sergiledi.

Aslında, 2002’den sonrası için ekonomideki başarı hikayesi birçok başlık içeriyor. Her birini bu köşede anlatmak mümkün değil. Yalnız inkar edilemez de bir gerçek var:
Türkiye ekonomisi 2002 öncesi ve sonrası kara ve ak kadar birbirinden farklı ve unutulmamalı ki, 1 Kasım’da Türkiye’nin siyasi geleceği kadar, ekonomik geleceği de oylanacak.

PEKİ 1 KASIM’DA EKONOMİDE NEYİ OYLAYACAK SEÇMEN?

Kişi başı gelirin 3.500 dolar olduğu alt orta gelir grubunda olmayı mı, yoksa 12 yılda gelirini 3 kat artırarak ulaştığı üst orta gelir grubundan yüksek gelir grubuna katılmayı mı?

Çift haneli rakamlara mahkum olan bir enflasyonu mu, tek haneli bir enflasyonu mu?
Borçlarını ödeyemez durumundaki bir ülkeyi mi, kamu borcunun sürdürülebilir olduğu bir ülkeyi mi?
Kaynaklarını faiz ödemesi olarak kullanmasını mı, yatırımlara aktarmasını mı?
Bütçe açığının yatırım, üretim ve istihdam zincirini kırmasını mı, bu zincirin devamlılığını desteklemesini mi?
Alt ve orta gelir grubunun üretimden aldığı payın azalmasını mı, gelir adaletinin artmasını ve sürmesini mi?
Kişi başı harcaması 4,3 doların altında olan nüfusun %30,3 olmasını mı, yoksa bu oranı % 2,1’e düşüren politikaları mı?
Sağlık, eğitim, ulaşım, barınma gibi refah hizmetlerini belirli bir kesimin ayrıcalığına sunmayı mı, herkesin bu hizmetlerden eşit faydalanmasını sağlayan uygulamaları mı?
Sağlıkta, eğitimde karanlık yıllar olarak bilinen dönemi mi, sağlığa erişimin kolay ve kaliteli olduğu, okullaşma oranlarının her yıl arttığı, her ilin en az bir üniversitesi olduğu dönemi mi?
Yoksul ve ihtiyaç sahibi kesimlerin hor ve hakir görülmesini mi, bu kesimlere “hak” olarak tanınan sosyal yardımların devamlılığını mı?

Çaresizlik ve basiretsizlikle özdeşleşmiş ekonomi anlayışını mı, ekonomik reformlarla ülke ekonomisini dipten çıkararak, 2023 ekonomisini hedefleyen anlayışı mı?
Soruları çoğaltabiliriz, verilen cevap ise Türkiye ekonomisinin bundan sonraki yolunu belirleyecek.

[Yeni Şafak, 29 Ekim 2015]

 

Etiketler: