İttifak

İşbirliği Değil İttifak

Son dönemde dünya siyasetinde işbirlikleri azalırken ittifakların sayısı artıyor. Devletler uzun vadeli ve güvene dayalı kazan-kazan ilişkisini bir kenara bırakıp al-ver ilişkisine geçiş yaptı..

Son günlerde Türkiye’nin yönü ve yol arkadaşları tartışılır hale geldi.
Geleneksel müttefikleriyle mi devam edeceği yoksa yeni ittifaklara mı yelken açacağı konuşuluyor. Kısa vadede Rusya’yla yürümesinin iyi olduğu fakat uzun vadede Amerika’yla yürümesinin daha doğru olacağı iddiası ağırlık kazanıyor.
Fakat bu tartışmaların içinde bazı kavramsal inceliklere dikkat edilmediğinden karmaşa doğuyor.
Mesela Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşması bir işbirliği olarak görülüyor. Yeni bir ortaklık olarak isimlendiriliyor. Ve sahip olmadığından geniş ve uzun anlamlar yükleniyor.
Halbuki bu ilişki biçimi uzun metrajlı ve kapsamlı ortaklığa dayalı bir işbirliği değil, konu bazlı ve kısa metrajlı bir ittifaktır. Daha fazlası değil.
Ortaklık veya işbirliği denilen şey bambaşka gerekçelere dayanır ve doğası gereği ittifaktan farklıdır.
Liska’ya göre “ittifaklar ya birine ya da bir şeye karşı yapılır yalnızca türevsel olarak bir şey için yapılır.” Yani ittifaklar pozitif bir hedef için kurulan ortaklıklar değildir. Mesela para kazanmak için ittifak kurulmaz işbirliği yapılır. İşbirliği karşılıklı güvene dayalı uzun vadeli hesaplamadır.
Ancak müttefikler birbirine güvenmez. Sadece tek başına halledemeyecekleri bir soruna karşı güçlerini birleştirirler. O tehdit ortadan kalktığında ise herkes kendi yoluna gider. Bu müttefikler aynı anda başka müttefiklerle başka konularda da ittifaklar kurabilir. Mesela Türkiye Suriye’de Rusya’yla ittifaka girerken, Ukrayna’da Almanya’yla ittifaka girebilir. Bunda şaşıracak bir şey yoktur. İttifakların zaten doğası budur. Mesela Metternich bir ittifakta Prusya ve Rusya’yla beraberken, bir başkasında Fransa ve İngiltere’yle beraber olur. Farklı ülkeleri farklı ittifak sistemleriyle dengeleyerek statükonun devamını sağlamaya çalışır. Böylesi bir sistemde kimse kimseye güvenmez.
Herkesin nihai hedefi farklıdır. Ancak herkes belli başlı konularda bir soruna karşı ittifak yapabilir.
Son dönemde dünya siyasetinde işbirlikleri azalırken ittifakların sayısı artıyor. Devletler uzun vadeli ve güvene dayalı kazan-kazan ilişkisini bir kenara bırakıp al-ver ilişkisine geçiş yaptı.
Türkiye de bu düzene ayak uyduruyor.
Ne Rusya’ya güveniyor, ne İran’a ne Amerika ne Almanya’ya. Her konuda başka bir aktörle ittifaka girebilir ve hemen ertesi gün o ittifak yıkılabilir. Bir krizde Amerika’yla gücünü birleştirebilir bir başkasında karşı karşıya gelebilir.
Bu ilişkiler esnek biçimde düşünülmez ve katılığa mahkum edilirse manevra alanı daralır. Duygusal sözlerle veya güven gibi içi boş kavramlarla düşünürse aldatılır. Sorunları siyasal değil toplumsal bir mesele olarak görürse iş yapamaz. Kimlik temelinde siyaset yaparsa kaybeder.
Tehdit alanlarını teker teker belirlemek ve bu alanlarda gücünü kiminle birleştirebileceğini düşünmek zorunda. Suriye’de ittifak kurduğu bir devletin Irak’ta kendisini aldatabileceğini hep akılda tutmalı ve kendini buna göre ayarlamalı. Irak’ın içinde farklı şehirlerde dahi farklı ittifaklar kurulabilir. Musul’da İran’a karşı Barzani’yle beraber pozisyon alır, Kerkük’te Barzani’ye karşı İran’la pozisyon alır. Düzeni kim bozuyorsa ona karşı birleşir. Bunu da duygusal bir mesele haline getirmez. Örneğin Türkiye’nin Suriye’deki sorunu çok belli. PYD’ye karşı kendisine yaklaşan her aktörle gerekli pazarlıkları yapıp, PYD’nin tasfiyesi için gerekli adımları atabilir. Yeter ki, ortada somut teklifler olsun.
Bu tür bir yaklaşımın çok eleştireni olabilir. Özellikle ahlakçılar duygusal bir dil kullanıp kimlik siyaseti önerecektir.
Onların derdi ne ahlaktır ne kimlik.
Bunlar Türkiye’nin zarar görmesiyle kendilerine iktidar devşirmek isteyen ahlaksızlardır. Yapılacak en iyi şey onları ahlakçılığına terk etmek ve ülkenin geleceğini kurtarmaktır. Bu da ancak doğru düzgün bir ittifak siyasetiyle olur, işbirliği hayaliyle değil.

[Takvim, 3 Aralık 2017]

Etiketler: