American CIA Flag

İktidara Siz Getirmediniz Ki Siz Düşüresiniz

Türkiye artık parmak şaklatarak dizayn edilecek ya da iktidarın değişeceği bir ülke değil. Daha önce oldu hala deneniyor.

Dünya sathında gerçekleşen birçok iktidar değişiminin arkasında ABD’nin olduğu biliniyor. En çok kullanılan yöntem de askeri darbeler. Afrika’dan Güney Amerika’ya, Doğu Avrupa’dan Ortadoğu’ya kadar birçok ülkede darbelere ya başından itibaren ya da bir noktadan sonra dahil oluyorlar. Kimi zaman darbeyi planlayarak işe koyuluyorlar kimi zaman ise gidişata göre pozisyon alıyorlar. Zaman zaman kendileri de bu tarz girişimleri itiraf etmekten geri durmuyorlar.

Başarılı oldukları bir çok örnek var, tökezledikleri de vaki oluyor tabi. Büyük hatalar yaptıkları, birçok işi ellerine yüzlerine bulaştırdıkları da bir gerçek. Vaktiyle Charlmes Johnson, “CIA’in en çok gizlediği dosyalar aptallıklarıyla dolu olanlarıdır” demişti. Bu noktada şu sorular akla gelebilir: Madem bu kadar beceriksizler nasıl oluyor da ABD bir süper güç olarak kalabiliyor? Nasıl oluyor da hala iktidar değişimlerini zorlayabiliyor ya da, bölgesel çapta siyasi dizayn yapmaya koyuluyorlar? Bu sorulara cevap vermek kolay değil. Ancak iki temel husus dikkati çekiyor. Birincisi ABD dünya siyasetine büyük bir güç olarak girdi ve gücünü artırmaya devam ettirdiğinden lüksleri olabiliyor. İkincisi de başarısızlıklarının kendilerine bir maliyeti olmuyor. Çabucak başka yollarla telafi ediyorlar ya da maliyetini başka ülkelere mal edebiliyorlar. Arap Baharı’nın geldiği nokta tam da böylesi bir sürecin göstergesi.

Niyetim zor sorular sorarak kestirme cevaplarla kendimi ve okuyucuları tatmin etmek değil. Amerika’nın gücünü küçümsemek de değil. Aksine neyi, hangi meseleyi konuşuyorsak kendi bağlamında ve gerçekçi bir zeminde konuşmak.

Bütün bunları Zerrab davasına verilen tepkilerden yola çıkarak dile getirdim. Davayı takip eden birçok ismin verdikleri bilgiler ve paylaştıkları kanaatlerinden yola çıkarak davanın hukuki düzeyde çok da istedikleri gibi gitmediğini anlıyoruz. Şimdilik duruşma salonunu bir şova çevirdikleri anlaşılıyor. FETÖ’cü karavaşlar ve efendileri bu şovun birer parçası.

Siyasal düzlemde ise davanın Türkiye siyasetine dair amaçlara matuf olduğu konusunda artık herkes hemfikir. Amaç Türkiye’yi tutturduğu rotadan saptırarak bağımlı noktaya geri çevirmek. Bunun ancak iktidarı devirerek mümkün olduğunu düşündüklerinden beri operasyonların ardı arkası kesilmedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti iktidarının alternatifleri olarak kendini pazarlayan siyasi aktörler de bu söylemi satın almış durumda. Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaklaşık dört yıl önce FETÖ’cülerin tapelerini servis etmesi de, geçen hafta dekontları sallaması da daha dün “parlamenter sistemi geri getireceğiz” diye söylenip durması bunun açık bir göstergesi. Bir başka deyişle iktidara talip bu odaklar Türkiye’yi daha ileri bir noktaya taşımak gibi bir iddiaya sahip değiller; aksine egemen güçlerin işaret ettikleri konumdan dışarı çıkmayacaklarına dair sadakat vaadiyle iktidara talip olmaktalar.

Hal böyle olunca CHP’yi ABD’nin hizasına kodlamak zor olmuyor. Ülkede Amerikan karşıtlığı yükseldikçe CHP de aynı oranda sorunsallaştırılıyor. İlginç olan şey ise, “NATO’ya hayır,” “kahrolsun emperyalizm”, “tam bağımsız Türkiye” diye diye ömürlerini geçirmiş olanlar Amerika adına tetikçilik yapmayı bile isteye üstlenmiş durumdalar.

Ancak anlamadıkları şey şu: Türkiye artık parmak şaklatarak dizayn edilecek ya da iktidarın değişeceği bir ülke değil. Daha önce oldu hala deneniyor. Gezi olaylarından beri gerçekleşen bütün operasyonların taraflarına ve argümanlarına bakın, hepsi aynı. İktidarı devirmek, uluslararası mahkemelerde yargılatmak v.s., değişen hiçbir şey yok. Son beş yıldır gerçekleşen seçimlere de bakın. Yine değişen bir şey yok.

Bu tablonun oluşmasında iki şey çok önemli: Birincisi iktidarın önlem alması, saldırıları makul önlemlerle karşılaması ve yaptığı karşı hamleler. İkincisi ve daha önemlisi ise milletin sağduyusu.

Başka bir deyişle dik duranın arkasında millet sessiz, sakin ve fakat sapasağlam duruyor.

[Fikriyat, 4 Aralık 2017]

Etiketler: