Milliyetçi Hareket, taşra gençliğini derinden etkileyen ideolojisi ve örgütlenmesiyle Soğuk Savaş dönemine damgasını vurmuş bir toplumsal harekettir. Milliyetçi Hareket Partisi, inişli çıkışlı bir oy grafiği izlemesine rağmen 1970'lerden günümüze istikrarlı biçimde oylarını artırmıştır.
"Lider-teşkilat-doktrin" prensibini gaye edinen MHP, bu üçlemenin en çok 'doktrin' kısmında sorun yaşamış ve yaşamaya devam etmektedir. MHP, 'doktrin' meselesini taktiksel ve pragmatik bir yaklaşım içinde ele almıştır. Seksen öncesi dönemde anti-komünist bir ideolojiyi benimseyen parti, Soğuk Savaş döneminin bitmesiyle ciddi bir kimlik krizi yaşamaya başlamıştır. Küreselleşme karşısında hazırlıksız yakalanan hareket, kendini yenileyememiş ve taşralı kimliğini yeni Türkiye'yi kavrayacak modern bir kimliğe evriltememiştir.
|
Siyasi partilerin AK Parti’yi kuşatmak üzere bir araya gelmiş olmaları ve bürokrasinin perdenin önünden çekilmesi, rekabetin demokratikleştiği anlamına gelmiyor.
|
İletişim / Türk Dış Politikası >>
Politik yer tutuşların dış politikayı anlama biçimini şekillendirdiği bir ortamda nasıl sağlıklı bir Türk dış politikası okuması yapılabilir? Bu sorunun uzantılarını ‘eksen kayması’ tartışmasından Türkiye-İran ilişkileri ve İsrail’in Gazze filosuna yaptığı saldırı sonrasındaki tartışmalara kadar birçok temel dış politika meselesinde görmek mümkündür.Türkiye’de her zaman iç (politik) gündem dış gündemin önünde gelmektedir ve bu manzarayı yazılı ve görsel basında da görmek mümkündür. Türkiye’nin de içinde olduğu ve tüm dünyanın gözünü diktiği çok önemli konular dahi bir iç gündem maddesi öne çıktığında birkaç günde unutulabilmektedir. Bu bakımdan, Türkiye’nin giderek küresel ölçekte önemli roller oynadığı bir süreçte Türk basınındaki dış haberciliğin ne durumda olduğu derinlemesine incelenmesi gereken bir konudur.
|
|
Türkiye'deki üniversitelerin önemli sorunları var ve bunların başında merkeziyetçilik, katılık ve yükseköğretim kurumlarında farklılaşmanın azlığı geliyor.
SETA raporu yükseköğretimdeki sorunları ortaya koyuyor. Üniversiteler toplumsal talebi karşılamaktan neden uzak?
"1974'te 37 bin olan kontenjan toplamı örgün eğitimde 600 bini geçti. Açık öğretim fakültesiyle birlikte 1 milyon kişi yüksek öğretim programına girebilir. Tercih yapmamak şartıyla herkes için yükseköğretim şansı var" diyor Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Ünal Yarımağan. Ama insanı doğada farklı kılan biraz da tercih yapabilmesi değil mi?
Türkiye'deki üniversitelerin çok önemli sorunları var ve bunların başında merkeziyetçilik, katılık ve yükseköğretim kurumlarında farklılaşmanın azlığı geliyor. Üstelik bu saptama herhangi bir öğretim üyesine değil; Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı'ndan (SETA) Prof. Mahmut Özer, Yrd. Doç. Bekir Gür ve Prof. Dr. Talip Küçükcan'ın Temmuz 2010'da hazırladığı ve Türkiye'de yükseköğretimdeki sorunları ortaya koyan raporda yer alıyor.
|